Obsessyon, yüzeyde yalnızca bir düşünce takılması ya da bir konuya aşırı odaklanma gibi algılansa da, derinine inildiğinde zihnin kendi kendine kapanan bir döngü üretmesi, düşüncenin iradeden koparak ısrarcı, zorlayıcı ve kişinin istemi dışında tekrar tekrar bilinç alanına sızması halidir; yani obsesyon, düşüncenin artık bir araç olmaktan çıkıp zihnin merkezine yerleşmesi ve kişiyi yönetmeye başlamasıdır. Obsessyonun belirtileri, genellikle masum bir zihinsel meşguliyet gibi başlar fakat zamanla belirginleşerek kişinin günlük işlevselliğini gölgeler; kişi istemediği halde aynı düşünceye tekrar tekrar döner, bu düşüncenin mantıksız olduğunu bilse bile onu susturamaz, düşünce geldiğinde yoğun kaygı, huzursuzluk, gerginlik ya da iç sıkıntısı yaşar ve bu rahatsızlığı azaltmak için zihinsel ya da davranışsal kaçış yolları geliştirir.
Bu belirtiler arasında en dikkat çekici olanlardan biri, kontrol yanılsamasıdır; obsesif zihin, düşünceyi kontrol edebilirse tehlikeyi de kontrol edeceğine inanır, bu nedenle “ya olursa?”, “ya kaçırdıysam?”, “ya yanlış yaptıysam?” gibi ihtimaller etrafında dönen sorular zihinde sürekli yankılanır ve cevap bulmak yerine yeni sorular üretir. Takıntılar çoğaldıkça, obsesyon yalnızca tek bir konuya bağlı kalmaz, dallanıp budaklanır; başlangıçta bir temaya odaklanan zihin zamanla başka alanlara da sızar, kişi önce bir düşünceyi kontrol etmeye çalışırken sonra davranışlarını, ilişkilerini, bedenini, duygularını hatta geçmişini ve geleceğini bile denetlemeye yönelir, böylece obsesyon bir düşünce problemi olmaktan çıkarak bütünsel bir zihinsel yaşam biçimine dönüşür.
Bu artışın sözde bir “artısı” varmış gibi algılanabilir; çünkü obsesif birey çoğu zaman kendini daha dikkatli, daha sorumlu, daha titiz ya da daha öngörülü biri olarak tanımlar ve gerçekten de bazı alanlarda detaycılık, planlama ya da riskleri fark etme konusunda avantajlı görünebilir, ancak bu avantaj, zihinsel esnekliğin ve duygusal rahatlığın bedeliyle kazanıldığı için uzun vadede sürdürülebilir değildir. Gerçekte obsesyonun etkileri, bu sözde artıların çok ötesine geçer; zihinsel yorgunluk kronik hale gelir, karar verme süreçleri uzar, kişi en basit seçimlerde bile aşırı düşünmekten hareket edemez, ilişkilerde güven yerini sorgulamaya bırakır, anın içinde kalma yetisi zayıflar ve yaşam, sürekli “doğru düşünme” çabasının gölgesinde yaşanır.
Obsesyonun en sinsi etkilerinden biri, kişinin kendi düşüncelerine yabancılaşmasıdır; çünkü obsesif düşünceler, “ben düşünüyorum” hissinden çok “düşünce bana oluyor” duygusunu yaratır ve bu durum zamanla kişinin kendine olan güvenini, sezgilerine duyduğu inancı ve içsel rehberliğini aşındırır. Sonuç olarak obsesyon, üretkenlik ya da dikkat gibi özelliklerin aşırı ve kontrolsüz biçimde büyüyerek zihni daraltmasıdır; düşünce derinleşmez, aksine aynı noktada dönerek sertleşir ve kişi farkında olmadan zihnini korumaya çalışırken onu bir kafese dönüştürür.