İnsanlık gökyüzüne her baktığında yalnızca yıldızları değil, kendi korkularını, umutlarını ve sonsuzluk arzusunu da görmüş yeryüzünde sürünen bir varlığı göğe yükselterek ona kanat takmış ve böylece hem toprağın bilgeliğini hem de göğün kudretini aynı bedende birleştiren o büyüleyici figürü yaratmıştır uçan yılan, yani göğün bekçisi. Yılan, en eski sembollerden biridir deri değiştirmesi nedeniyle yeniden doğuşu, toprağa yakınlığı nedeniyle bilgeliği, sessiz ilerleyişi nedeniyle gizli gücü temsil ederken, ona kanat eklendiğinde ortaya çıkan figür artık yalnızca bir hayvan değil kozmik düzenin koruyucusu, gök ile yer arasındaki görünmez hattın nöbetçisidir.
Orta Amerika uygarlıklarında, özellikle Aztek ve Maya inanç sistemlerinde karşımıza çıkan Quetzalcoatl, yani Tüylü Yılan, yalnızca bir tanrı değil aynı zamanda bilgeliğin, rüzgarın, yaratılışın ve insanlığa rehberliğin sembolü olarak görülmüş gökyüzünde süzülen bu kutsal varlık, insanlara tarımı, takvimi, yazıyı ve düzeni öğreten bir kültür taşıyıcısı olarak anlatılmıştır. Burada dikkat çekici olan şey, yılanın korku uyandıran bir figür olmaktan çıkıp bilgelik ve düzenle ilişkilendirilmesidir çünkü uçan yılan mitlerinde güç, yıkımın değil dengeyi korumanın aracı olarak sunulur ve göğün bekçisi olarak tasvir edilen bu varlık, kaos ile kozmos arasındaki ince çizgide nöbet tutar.
Benzer şekilde Çin mitolojisinde ejderha figürü, her ne kadar farklı bir ikonografiye sahip olsa da, uzun ve kıvrımlı bedeniyle yılanı andırır bulutların arasında dolaşan, yağmuru getiren, bereketi ve imparatorluk kudretini simgeleyen bu göksel varlık, göğün enerjisini yeryüzüne taşıyan bir aracı olarak düşünülmüştür ve Çin ejderhası çoğu zaman yıkıcı değil koruyucu bir güç olarak anlatılır. Bu mitlerde uçan yılanın temel işlevi, sınırları aşmaktır çünkü yılan yere aittir, gök ise erişilmezdir ve bu iki alanın birleşimi, insan zihninin ulaşmak istediği en yüksek sembolik noktayı temsil eder maddi olan ile ruhsal olanın kesişim çizgisi.
Göğün bekçisi olarak tasvir edilen uçan yılan, aynı zamanda bilgiyi koruyan bir varlıktır tapınak kabartmalarında, eski taş oymalarda ve kutsal metinlerde onun kıvrımları çoğu zaman spiral formunda işlenmiş, bu spiral ise evrenin döngüselliğini, zamanın çizgisel değil katmanlı yapısını ve yaşamın sürekli dönüşümünü anlatan bir sembol olarak yorumlanmıştır. Bazı araştırmacılar, bu figürün ortaya çıkışında gökyüzünde görülen meteorlar, yıldırım çizgileri ya da ani ışık olaylarının etkili olabileceğini söyler çünkü gecenin karanlığını yaran parlak bir iz, antik insan için gökte süzülen bir yılan gibi görünmüş olabilir ve doğa olayları zamanla kutsal anlatılara dönüşmüştür.
Uçan yılanın mitolojik anlatılardaki bir diğer önemli yönü de güç ile bilgelik arasındaki dengeyi temsil etmesidir o ne tamamen yıkıcıdır ne de tamamen merhametli, çünkü bekçi olmak yalnızca korumak değil gerektiğinde sınır çizmektir ve bu figür, kozmik düzenin muhafızı olarak anlatılırken insanlara da bir mesaj verir gücü elde etmek değil, onu dengede tutmak esastır. Bu nedenle uçan yılan, yalnızca eski taşlara kazınmış bir figür değil, insan bilincinin arketipsel bir yansımasıdır yerden yükselme arzusunun, korkunun bilgelikle dönüştürülmesinin ve kaosun düzenle hizalanmasının sembolüdür.
Göğün bekçileri olarak anlatılan bu varlıklar, aslında insanın kendi içindeki iki yönü birleştirme çabasını temsil eder içimizdeki sürüngen korkular ile yükselme arzusunun aynı bedende barınabileceğini, dönüşümün ancak cesaretle mümkün olduğunu fısıldar ve belki de bu yüzden, binlerce yıl geçmesine rağmen kanatlı yılan figürü hala hem hayranlık hem de saygı uyandırmaya devam eder.