Kalp Nakli ve Kişilik Değişikliği [ 03 Şubat 2026 ]


Kalp Nakli ve Kişilik Değişikliği

Kalp nakli sonrası kişilik değişikliği meselesi, tıbbın sınırlarıyla insan deneyiminin algısal alanının kesiştiği, bu yüzden de hem bilimsel hem felsefi olarak çok tartışılan bir konudur ve baştan net söylemek gerekir ki bilimsel olarak kanıtlanmış, doğrudan kalpten kişilik aktarımı diye tanımlanabilecek bir mekanizma yoktur. Ancak buna rağmen bazı hastaların nakil sonrasında yaşadıklarını anlattıkları duygusal, davranışsal ve algısal değişimler, konunun ciddiyetle ele alınmasını gerektirecek kadar tutarlıdır.

Modern tıpta kişilik, bellek, karakter ve benlik algısının merkezi beyindir, dolayısıyla klasik nörobiyolojiye göre kalp, duyguları üreten değil, duygusal durumlara fizyolojik tepki veren bir organdır. Bu yüzden kalp nakliyle birlikte bağışçının anıları, tercihleri ya da kişiliğinin birebir taşındığına dair kanıta dayalı bir veri yoktur. Ama iş burada bitmez, çünkü nakil sonrası bildirilen değişimlerin tamamı hayal ürünü de değildir.

Kalp nakli, insanın ölümle yüz yüze gelip hayata geri dönmesi anlamına gelir ve bu deneyim birçok hastada ikinci bir hayat algısı yaratır. Bu da değerlerin, önceliklerin, korkuların ve hatta sosyal ilişkilerin değişmesine yol açabilir, yani kişi farklı biri gibi davranmaya başlayabilir ama bu, organın değil yaşanmışlığın sonucudur. Uzun süreli kalp yetmezliği, ameliyat süreci, yoğun bakım, ölüm korkusu ve iyileşme dönemi, beyinde stresle ilişkili bölgeleri etkileyebilir. Bazı hastalarda bu durum daha duygusal olma, içe kapanma, ani tepkiler, bazılarında ise daha sakin ve kabullenici bir ruh haline dönüşür.

Bağışıklık baskılayıcı ilaçlar, kortizon türevleri ve bazı nöropsikiyatrik yan etkiler, duygu durum dalgalanmaları, uykusuzluk, anksiyete ya da algısal değişikliklere yol açabilir ve bu değişimler dışarıdan kişilik değişti gibi algılanabilir. Vücudunda başka bir insandan gelen bir organla yaşamak, bazı kişilerde bilinçaltı düzeyde kimlik sorgulaması yaratır. “Bu kalp kimin kalbiydi?”, “Onun hayatı bende mi devam ediyor?” gibi düşünceler, özellikle empati düzeyi yüksek kişilerde davranışsal farklılıklara yol açabilir.

Dünyada ve Türkiye’de bazı hastalar, nakil sonrası bağışçının sevdiği müzikleri sevdiğini, hiç ilgi duymadığı şeylere yöneldiğini ya da rüyalarında yabancı imgeler gördüğünü anlatmıştır. Bu anlatılar bilimsel olarak doğrulanmış değildir, ancak psikolojide buna anlamlandırma ihtiyacı denir. Zihin, büyük bir değişimi rastlantıdan ziyade bir hikaye ile açıklamak ister ve bu hikaye çoğu zaman organ bağışı etrafında şekillenir.

Bazı araştırmacılar ise bu durumu, kalbin kendi sinir ağına sahip olması (enterik sinir sistemi benzeri bir yapı) üzerinden açıklamaya çalışsa da, bu ağın anı ya da kişilik taşıdığına dair güvenilir bir kanıt yoktur, sadece kalp–beyin iletişiminin sandığımızdan daha karmaşık olduğu bilinmektedir.

Kalp nakli sonrası görülen kişilik değişiklikleri, büyük oranda psikolojik dönüşüm, travma, ilaç etkileri ve kimlik algısındaki yeniden yapılanmadan kaynaklanır. Kalbin, bağışçının kişiliğini doğrudan taşıdığına dair bilimsel bir kanıt yoktur, ancak insan zihninin bu tür deneyimleri bedenle birlikte değişim olarak algılaması son derece insani ve anlaşılırdır.