Bazen insanın hayatına öyle biri girer ki, ne tam olarak yaklaşabilir ne de tamamen uzaklaşabilir. Kalbi her gün aynı kişiye doğru yürümek isterken zihni her adımda geri çekilmesini söyler. İçinde aynı anda iki farklı insan yaşamaya başlar biri Git, konuş, hislerini söyle. diye fısıldarken, diğeri Sakın yapma, ya incinirsen, ya kaybedersen, ya hayal ettiğin gibi olmazsa diyerek seni durdurmaya çalışır İşte en yorucu savaşlar da tam burada başlar çünkü bazen insan en büyük mücadeleyi başkalarıyla değil, kendi zihniyle verir. Onu görmek istersin ama gördüğünde ne söyleyeceğini bilemezsin. Mesaj atmasını beklersin ama telefon çaldığında cevap vermeden önce dakikalarca düşünürsün. Yazdığı her kelimeyi defalarca okur sonra güçlü görünmeye çalışarak kısa ve mesafeli cevaplar verirsin. İçten içe sohbetin hiç bitmesini istemezsin ama bunu belli etmemek için konuşmayı ilk sen sonlandırırsın. Çünkü bazen insanın en büyük korkusu reddedilmek değil, gerçekten bağlanmaktır.
Gündüz hayatın telaşı seni bir süreliğine oyalayabilir. İş, toplantılar, arkadaşlar, sorumluluklar ve günlük koşuşturma zihnine geçici bir sessizlik kazandırabilir. Fakat gece olduğunda, şehir yavaşladığında ve etraf sessizleştiğinde, bastırdığın bütün düşünceler yeniden kapını çalmaya başlar Gün içinde aklına bile getirmediğini sandığın kişi, gecenin en sessiz saatlerinde zihninin tam ortasına oturur Uyuyabilmek için başka şeyler düşünmeye çalışırsın ama ne yaparsan yap, zihnin aynı yere geri döner. Bazen onunla ilgili küçücük bir şey görmek bile bütün dengeni değiştirebilir. Bir şarkı, bir sokak, bir film sahnesi, bir kahve fincanı, hatta başkasının kurduğu sıradan bir cümle bile seni istemediğin kadar derin düşüncelere sürükleyebilir. İşte tam bu yüzden kaçmaya çalışırsın. Çünkü insan bazen bir kişiden değil, o kişinin içinde uyandırdığı duygulardan kaçar.
Onun mutlu olduğunu gördüğünde garip bir his oluşur içinde. Bir yandan gerçekten mutlu olmasını istersin, diğer yandan yanında sen olmadığın için açıklayamadığın bir kıskançlık hissedersin. Eğlendiğini gördüğünde canın sıkılır, ama bunu ona söyleyemezsin. Sonra bu duyguyu bastırabilmek için kendini işe verir, farklı insanlarla konuşur, daha sosyal görünmeye çalışır ya da aslında istemediğin kararlar alırsın. Fakat bunların hiçbiri içindeki boşluğu gerçekten doldurmaz. Çünkü yapılan her yanlış hareketin altında çoğu zaman görülmek isteyen ama bunu söylemeye cesaret edemeyen bir kalp vardır. İnsan bazen kendini koruduğunu sanırken aslında en çok kendini yorar Mesajlarına soğuk cevap verirsin, biraz daha yaklaşırsa geri çekilirsin, seni merak ettiğini hissettiğinde mesafe koyarsın. Dışarıdan bakan biri bunu ilgisizlik sanabilir, oysa gerçekte yaşanan şey çoğu zaman tam tersidir. Bazen en çok seven insanlar, en çok mesafe koyan insanlar olabilir. Çünkü kaybetme ihtimali ne kadar büyük görünüyorsa, yaklaşmak da o kadar korkutucu gelir.
Psikoloji, buna yaklaşma ve kaçınma çatışması adını verir. İnsan aynı hedefi hem çok ister hem de aynı hedeften korkar. Yakın olmak ister çünkü sevgi güven verir. Uzak durmak ister çünkü incinmekten çekinir. İşte bu nedenle kişi bazen aynı gün içinde defalarca fikir değiştirebilir. Yazsam mı, Arasam mı, Beklesem mi, Vaz mı geçsem soruları zihnin içinde durmadan dönmeye başlar. Kararsızlığın sebebi sevgisizlik değil, çoğu zaman korkudur. Aslında insanın en büyük korkusu reddedilmekten bile önce, kendisini tamamen bir başkasına açmaktır. Çünkü biri seni gerçekten tanıdığında, artık yalnızca güçlü yanlarını değil, kırılgan taraflarını da görmeye başlar İşte bu yüzden bazı insanlar sevgiyi ister ama savunmalarını bırakmaya cesaret edemez. Kalplerini açarlarsa kontrolü kaybedeceklerini düşünürler ve bu düşünce onları sürekli geri çeker.
Fakat zamanın ilginç bir özelliği vardır. Kaçtığın duygular çoğu zaman peşini bırakmaz. Ertelediğin konuşmalar zihninde defalarca yaşanır. Söylenmeyen cümleler geceleri tekrar tekrar kurulmaya devam eder. Yaşanmamış ihtimaller, bazen yaşanmış pişmanlıklardan bile daha ağır gelebilir. İnsan bazen Ya olmazsa korkusuyla yıllarını geçirirken, bir gün dönüp baktığında asıl pişmanlığın Ya olsaydı sorusunu hiç cevaplayamamış olmak olduğunu fark edebilir. Elbette hiçbir ilişki mutlaka güzel sonuçlanacak diye bir kural yoktur. Hiç kimse geleceği kesin olarak bilemez ve iki insanın birlikte mutlu olacağının garantisini veremez. Ancak kesin olan bir gerçek vardır Sürekli kaçmak, cevabı öğrenmeyi de erteler. Belirsizlik bazen insanı reddedilmekten daha uzun süre yorar.
Belki de cesaret, korkmamak değildir. Belki de cesaret bütün korkularına rağmen dürüst olabilmektir. Hissettiğini inkar etmeden kendini olduğun gibi gösterebilmektir. Çünkü bazı insanlar hayatımıza yalnızca bizi mutlu etmek için değil, bize kendimizden neden bu kadar kaçtığımızı göstermek için de girer. Bazen akışına bırakmak, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Akışına bırakmak oyunlar kurmadan, gereksiz gurur savaşlarına girmeden, sürekli kaçmadan, duyguların varlığını kabul ederek hayatın nereye gideceğini görmeye izin vermektir. Çünkü insan bazen en büyük özgürlüğü, kaçmayı bıraktığı gün yaşamaya başlar.
Belki de bütün mesele şudur. Seni gerçekten yoran şey hissettiğin sevgi değildir. Seni yoran, o sevgiyi sürekli içinde saklamak zorunda kaldığını düşünmendir. Çünkü bazı duygular ne kadar bastırılırsa bastırılsın kaybolmaz yalnızca daha derinlere iner ve sessizce insanın bütün düşüncelerini, gecelerini ve hayallerini doldurmaya devam eder. İşte bu yüzden kaçmaktansa yüzleşmek geleceğe atılmış bir adımdır...