İnsan hayatına dönüp baktığında bazen takvim yapraklarını değil, kaçırılmış ihtimalleri sayar hangi gün gülemediğini, hangi fırsatta susmayı seçtiğini, hangi anda kendisi olmaktan vazgeçtiğini hatırlar ve işte tam o noktada yıllarımı kaybettim cümlesi, bir tespitten çok bir ağırlığa dönüşür, omuzlara çöker, insanı olduğu yerde tutar ve sanki geçmiş geri gelmeden hiçbir şey değişemezmiş gibi bir yanılsama yaratır. Oysa gerçek çok daha sessiz ama çok daha sarsıcıdır. Kaybedilen şey yıllar değildir, o yılların içindeki seçimlerdir, cesaret edilemeyen adımlardır ertelenen başlangıçlardır ve en önemlisi, insanın kendi hayatında aktif bir özne olmayı bırakıp izleyiciye dönüştüğü anlardır çünkü zaman her koşulda akar, ama insan her zaman yaşamaz.
İşte bu yüzden kaç yıl kaybetmiş olursan ol, hayatının geri kalanını kurtar cümlesi sadece umut veren bir söz değil, aynı zamanda insanın kendine söylediği en dürüst hesaplaşmadır çünkü bu cümle geçmişi inkar etmez, aksine kabul eder, ama aynı zamanda onun geleceği belirleme hakkını elinden alır ve der ki. Evet, bazı şeyler yaşanmadı, bazı kapılar hiç açılmadı, bazı insanlar olması gerektiği gibi olmadı ama bu, geri kalan her şeyin de böyle olacağı anlamına gelmez. İnsan çoğu zaman geç kaldığını düşündüğü için başlamaz, oysa asıl geç kalınan şey başlamak değil başlamayı sürekli ertelemektir çünkü bir şeyi zamanında yapamamak bir kayıptır, ama onu hiç yapmamak bir vazgeçiştir ve vazgeçiş, zamanın değil, insanın kendi içindeki sessiz teslimiyetin sonucudur.
Daha da derine bakıldığında görülür ki, insanın en büyük yanılgısı geçmişi değiştiremeyeceğini bilmesine rağmen geleceği de geçmişin gölgesine teslim etmesidir; zaten olmadı düşüncesi, artık olmaz inancına dönüşür ve böylece insan sadece kaybettiği yılların yasını tutmakla kalmaz, henüz yaşanmamış yılları da aynı karanlığa gömer. Oysa hayatın en ilginç tarafı şudur. Başlangıç için hiçbir zaman mükemmel bir zaman yoktur, ama her zaman yeterli bir zaman vardır ve o zaman da tam olarak şu andır çünkü insan geçmişte ne kadar durmuş olursa olsun, karar verdiği an yeniden hareket edebilir, yön değiştirebilir, kendini yeniden inşa edebilir ve belki de en önemlisi, kendi hikayesinin kontrolünü tekrar eline alabilir.
Bu yüzden mesele aslında kaç yıl kaybettiğin değil, o kaybı nasıl anlamlandırdığındır eğer onu bir son olarak görürsen gerçekten biter, ama bir kırılma noktası olarak görürsen dönüşür ve insanın hayatındaki en güçlü değişimler çoğu zaman en büyük kayıpların hemen ardından başlar çünkü insan ancak gerçekten yüzleştiğinde değişir. Ve belki de en çarpıcı gerçek şudur. Hayat seni ne kadar beklediğini umursamaz, ama sen hayatı ne kadar beklettiğini fark ettiğin anda her şey değişebilir çünkü o farkındalık, insanın içindeki uyuyan iradeyi uyandırır ve o anda insan ilk kez gerçekten seçim yapar, ilk kez gerçekten yön verir, ilk kez gerçekten yaşıyorum der.
Sonunda insan şunu anlar. Geçmiş, değiştiremeyeceğin bir hikayedir ama gelecek hala yazılmamış bir metindir ve kalem hala senin elindedir dolayısıyla kaç yıl kaybetmiş olursan ol, eğer hala nefes alıyorsan, hala bir şeyleri değiştirme ihtimalin varsa, aslında hiçbir şey tamamen bitmiş değildir. Çünkü hayat, ne kadar erken başladığınla değil ne zaman gerçekten başlamaya karar verdiğinle ilgilenir. Ve Yanlış insanlar olduğu kadar bu hayatta doğru insanlarda var bakmasını bilirsen...