İnsanlığın enerjiyle kurduğu ilişki, yüzyıllar boyunca kömürün isine, petrolün kokusuna ve nükleerin sessiz ama ürkütücü gücüne yaslanarak ilerlemişken, İspanya, 2025 yılının Nisan ayında tarihe küçük ama anlamı büyük bir not düşerek, ana karasındaki elektrik ihtiyacını yaklaşık 9 saat boyunca yüzde yüz yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılamayı başardı ve bu an, modern enerji tarihinin sembolik kırılma noktalarından biri olarak kayda geçti. Bu olay, sanıldığı gibi bir deney, bir simülasyon ya da laboratuvar ölçeğinde yürütülen sınırlı bir test değil; aksine milyonlarca insanın aynı anda elektrik kullandığı, sanayinin çalıştığı, ulaşım sistemlerinin aktif olduğu gerçek bir ulusal şebeke üzerinde, rüzgâr türbinlerinin dönerek, güneş panellerinin ışığı emerek ve hidroelektrik santrallerin suyun ritmini elektriğe çevirerek eş zamanlı biçimde talebi karşılamasıyla gerçekleşti.
Özellikle dikkat çekici olan nokta, bu başarının hafta sonu gibi düşük tüketimli bir zaman diliminde değil, sıradan bir iş gününde ve yüksek talebin sürdüğü saat aralığında yaşanmış olmasıydı; çünkü sabah saatlerinden akşama kadar uzanan bu dokuz saatlik süreçte, elektrik üretimi ile tüketimi arasında kusursuz bir denge kurulmuş, fosil yakıtlı santrallere ihtiyaç duyulmadan sistem stabil biçimde ayakta tutulmuştu. Bu sürecin arkasındaki temel aktörlerden biri, İspanya’nın ulusal elektrik iletim operatörü olan Red Electrica de Espana idi; çünkü bu tür bir başarı, yalnızca çok sayıda yenilenebilir santralin varlığıyla değil, aynı zamanda anlık veri takibi, gelişmiş şebeke yönetimi, esnek üretim planlaması ve talep dalgalanmalarını saniyeler içinde dengeleyebilecek teknik altyapıyla mümkün olabiliyor.
Burada altı özellikle çizilmesi gereken bir gerçek var: Bu olay, “İspanya artık tamamen yenilenebilir enerjiye geçti” anlamına gelmiyor; çünkü söz konusu dokuz saatlik pencere, belirli meteorolojik koşulların, yüksek rüzgar veriminin, güçlü güneş üretiminin ve hidroelektrik rezervlerinin aynı anda uygun seviyede buluştuğu nadir bir kesişim noktasıydı, yani sürekliliği olan bir sistemden ziyade potansiyelin kanıtı niteliğindeydi. Yine de bu kısa zaman dilimi, enerji dönüşümünün teoride değil pratikte de mümkün olduğunu gösteren çok güçlü bir mesaj taşıyor; çünkü bir ülkenin ana karasının tamamında, milyonlarca hanenin ve işletmenin elektriğinin tek bir saat bile olsa tamamen temiz kaynaklardan karşılanabilmesi, artık “gelecek hedefi” olarak konuşulan şeylerin bugünün gerçekliği haline gelmeye başladığını ortaya koyuyor.
Bu olay aynı zamanda, yenilenebilir enerjiye dair en sık dile getirilen “istikrarsızlık” eleştirisine de sessiz ama net bir yanıt niteliği taşıyor; zira doğru planlama, güçlü iletim altyapısı ve çeşitlendirilmiş üretim kaynaklarıyla, rüzgarın durduğu yerde suyun, güneşin azaldığı anda rüzgarın devreye girebildiği karma bir sistemin, büyük ölçekli bir ülkeyi bile ayakta tutabildiği somut biçimde görülmüş oldu. Sonuç olarak İspanya’nın bu dokuz saatlik başarısı, bir rekor kırmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor; bu olay, fosil yakıt çağının kaçınılmaz sonuna doğru atılmış sessiz ama kararlı bir adımı, enerjiyle kurduğumuz ilişkinin değişebileceğini ve insanlığın, doğayla çatışmadan da ilerleyebileceğini hatırlatan güçlü bir işareti temsil ediyor.
Kaynak: https://www.pv-magazine.com