İnsan çoğu zaman kendini güçlü olduğu anlarda değil, cevap vermekten kaçtığı sorularla yüzleştiği zaman keşfetmeye başlar. İnsanın gerçek karakteri, dışarıya anlattığı hikayelerde değil, gece yalnız kaldığında zihninin sessizce önüne koyduğu soruların içinde saklıdır. Kendini tanımak çoğu zaman yeni şeyler öğrenmekten çok, yıllardır kaçılan gerçekleri dürüstçe görebilmektir. İşte insanın kendini keşfetmesini sağlayabilecek en güçlü sorulardan bazıları;
- Sessiz kaldığımda gerçekten ne hissediyorum?
- İnsanların bende görmesini istediği kişiyle, gerçekte olduğum kişi aynı mı?
- En büyük korkum başarısızlık mı, yoksa yetersiz görünmek mi?
- Hayatımda yaptığım seçimlerin ne kadarı gerçekten bana ait?
- Kimse beni yargılamayacak olsaydı nasıl bir insan olurdum?
- Neden bazı insanları unutamıyorum?
- Gerçekten seviyor muyum, yoksa yalnız kalmaktan mı korkuyorum?
- En çok neye öfkeleniyorum ve bu öfke aslında neyi saklıyor?
- Çocukken kurduğum hayallerden neden uzaklaştım?
- Başkalarının beklentileri olmasa nasıl bir hayat yaşardım?
- Kendimi en çok hangi anlarda yabancı hissediyorum?
- İnsanlardan neden uzaklaşıyorum?
- Affedemediğim şey gerçekten karşımdaki insan mı, yoksa kendim mi?
- Sürekli meşgul olmaya çalışırken aslında neden kaçıyorum?
- En büyük eksikliğim ne değil, en çok neyi bastırıyorum?
- Hayatımda gerçekten bana ait olan kaç düşünce var?
- Mutlu olmak mı istiyorum, yoksa sadece acı çekmemeye çalışıyor muyum?
- Kaybetmekten korktuğum şey gerçekten değerli mi, yoksa alışkanlık mı?
- Neden bazı geceler geçmiş hala zihnime geri dönüyor?
- Eğer bugün her şey bitseydi, gerçekten yaşamış hisseder miydim?
İnsan bazen bir cevap bulduğu için değil, ilk kez kendine dürüst davrandığı için değişmeye başlar. Bazı soruların amacı cevap almak değil, insanın kendi içindeki gizlenmiş tarafları görünür hale getirmesidir.
İnsan bu sorulara gerçekten dürüst cevap vermeye başladığında aslında dış dünyayı değil, yıllardır kendi içinde kurduğu sahte dengeyi kırmaya başlar. Çoğu insan hayatını tamamen bilinçli seçimlerle değil, korkularının, alışkanlıklarının, bastırılmış duygularının ve çevreden öğrendiği rollerin içinde yaşar. Kendini keşfetmek denilen şey de çoğu zaman yeni bir insan olmak değil, insanın aslında neden böyle biri haline geldiğini ilk kez net biçimde görmesidir. İşte dönüşüm tam burada başlar.
Çünkü insan zihni normalde kendini korumak için birçok şeyi gizler. Bazı acıları küçültür, bazı korkuları mantıklı gösterir, bazı davranışları, ben buyum diyerek normalleştirir. Ama insan kendine gerçekten dürüst olduğunda, örneğin; ben neden sürekli onay bekliyorum ya da neden bazı insanları bırakamıyorum? gibi sorulara savunmasız cevap verdiğinde, davranışlarının arkasındaki gerçek nedenleri görmeye başlar. İnsan bir davranışın gerçek nedenini fark ettiği anda artık onu otomatik şekilde sürdüremez. Çünkü farkındalık, zihindeki görünmez sistemi bozar.
Bu yüzden kendini keşfetmek çoğu zaman huzurlu bir süreç değildir. İnsan önce kendi içindeki kırılmış taraflarla karşılaşır. Bastırdığı korkularını, çocukluk yaralarını, kıskançlıklarını, yalnızlığını, hatta bazen yıllardır oynadığı karakteri fark eder. Ama tam da bu yüzden değişim mümkün olur. Çünkü insan ancak neyi neden yaptığını gördüğünde seçimlerini değiştirmeye başlayabilir. Daha önce otomatik yaşayan biri, ilk kez bilinçli yaşamaya başlar.
Bir noktadan sonra insanın bakış açısı değişir. Eskiden sadece; başkaları bana ne yaptı, diye düşünen biri, artık ben neden buna izin verdim, sorusunu sormaya başlar. Sürekli dışarıyı suçlayan biri, kendi korkularının hayatını nasıl yönettiğini görür. Bu farkındalık insana bazen acı verse de aynı zamanda özgürlük getirir. İnsan en çok anlamlandıramadığı şeylerin esiri olur.
Kendini keşfetmenin özü budur. İnsan ilk kez gerçekten kim olduğunu, neden böyle davrandığını, neyi bastırdığını ve aslında ne istediğini görmeye başladığında, yıllardır otomatik yaşadığı hayatın dışına çıkmaya başlar. Çünkü dürüst cevaplar insanı bir anda mutlu etmez ama onu ilk kez kendisine yabancı olmaktan çıkarır.