Günlük yaşamda ve özellikle birlikte yaşanan ilişkilerde sıkça karşılaşılan “hep ben bilirim” yaklaşımı, dışarıdan bakıldığında özgüven göstergesi gibi algılansa da, psikoloji açısından değerlendirildiğinde bireyler üzerinde zamanla ciddi duygusal ve zihinsel yükler oluşturan bir tutum olarak öne çıkıyor. Her konuda kendini en doğru bilgi kaynağı olarak konumlandıran, karşısındaki kişinin düşüncelerini dinlemekten çok düzeltmeye ve yönlendirmeye odaklanan bu yaklaşım, ilişkilerde eşitliği ortadan kaldırarak ortak yaşamı tek taraflı bir güç alanına dönüştürüyor ve bu durum, birlikte yaşayan bireylerin kendilerini ifade etme alanlarını giderek daraltıyor.
“Ben”, “benim fikrim” ve “en doğrusunu ben bilirim” diliyle kurulan iletişim, zaman içinde karşı tarafın geri çekilmesine, fikirlerini paylaşmaktan kaçınmasına ve duygusal olarak sessizleşmesine neden olurken, bu sessizlik çoğu zaman uyum olarak yorumlansa da aslında psikolojik yıpranmanın en belirgin göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Psikolojik araştırmalar, her şeyi bildiğini iddia eden bu tutumun çoğu zaman sağlıklı bir özgüvenden değil, hata yapma korkusundan, eleştiriye karşı düşük toleranstan ve kontrol ihtiyacından beslendiğini ortaya koyarken, bu durumun uzun vadede ilişkilerde duygusal mesafeyi artırdığına dikkat çekiyor.
Bu kişilik yapısıyla aynı hayatı paylaşan bireyler, zamanla kendi ihtiyaçlarını geri plana itmeye, çatışmadan kaçınmak adına susmayı tercih etmeye ve düşüncelerini içselleştirmeye başlarken, bu süreç bireyin kendilik algısının zayıflamasına ve özgüveninde gözle görülür bir düşüş yaşanmasına yol açabiliyor. Uzmanlar, “hep ben bilirim” tutumunun normalleştiği ilişkilerde sağlıklı iletişimin yerini tek taraflı kararların aldığını, karşılıklı anlayış ve paylaşımın giderek azaldığını ve bunun da hem bireysel ruh sağlığını hem de ilişkinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilediğini vurguluyor. Psikolojiye göre, bu tür ilişkilerde bireyin kendi sınırlarını koruması, düşüncelerini net bir şekilde ifade edebilmesi ve duygusal ihtiyaçlarını görünür kılması, uzun vadede psikolojik dengeyi korumak açısından kritik önem taşıyor.