Hayvanların dünyası, bizim gördüğümüz manzaradan çok daha geniş bir algı atlasına sahiptir çünkü onların gözleri yalnızca ışığı değil, hareketin niyetini de yakalar, kulakları yalnızca sesi değil, titreşimin yönünü de çözer, burunları ise bizim için sıradan olan havayı, binlerce katmanlı bir hikaye kitabı gibi okur ve her kokunun içine saklanmış zamanı, korkuyu, heyecanı ve hatta hastalığı ayırt edebilir. Bir köpeğin burnu, rüzgarın getirdiği en ufak molekülü bile fark ederken, onun için dünya renklerden çok kokuların oluşturduğu görünmez bir harita haline gelir bir kedinin kulakları, insan kulağının duyamadığı frekansları yakalayarak gecenin içindeki en küçük kıpırtıyı bile büyüteç altına alır ve o sessizlikte bile bir orkestra çalıyormuş gibi ayrıntı toplar bir kartal gökyüzünden yere baktığında yalnızca bir hareket görmez, o hareketin hızını, yönünü ve niyetini aynı anda hesaplar.
Ancak mesele yalnızca duyular değildir hayvanların duyguları da sanıldığından çok daha derindir ve bilimsel gözlemler, onların korku, sevinç, yas kıskançlık, bağlılık ve hatta empati gibi karmaşık duygular yaşayabildiğini ortaya koymaktadır. Bir filin sürüsünden bir bireyi kaybettiğinde günlerce aynı yerde beklemesi, kemiklere dokunarak adeta hatıraları yoklaması bir köpeğin sahibinin üzgün olduğunu fark edip yanına sessizce oturması bir yunusun yaralı bir arkadaşını yüzeyde tutarak nefes almasını sağlaması, duyguların yalnızca insana ait bir ayrıcalık olmadığını güçlü biçimde gösterir. Atlar insanın kalp atışındaki değişimi hissedebilir, stresli bir ruh halini bedendeki mikro titreşimlerden çözebilir kediler, evdeki atmosfer değiştiğinde daha temkinli veya daha mesafeli davranabilir kuşlar, sürü içindeki sosyal hiyerarşiye göre karmaşık iletişim biçimleri geliştirir ve her ötüş yalnızca bir ses değil, bir mesajdır. Onların iletişimi kelimelerden bağımsızdır ama anlamdan yoksun değildir beden dili, göz teması, kuyruk hareketi, kulak pozisyonu, hatta nefes alış verişleri bile birer cümleye dönüşür.
Hayvanların acıyı algılama biçimi de oldukça sofistike bir sistemdir tehlike anında bazı türlerin acı sinyallerini bastırarak hayatta kalma şansını artırması, beynin savunma mekanizmasının yalnızca insana özgü olmadığını gösterir aynı şekilde oyun oynarken yaşanan neşe, anne yavru arasındaki bağın oluşturduğu güven hissi ya da sürü içindeki dayanışma refleksi, nörokimyasal süreçlerle desteklenen gerçek ve ölçülebilir duygusal deneyimlerdir. Onların dünyasında zaman da farklı akar göç eden kuşlar binlerce kilometrelik rotayı manyetik alanı hissederek bulur somon balıkları doğdukları nehrin kokusunu yıllar sonra bile tanır, arılar güneşin konumuna göre dans ederek yön tarif eder ve bu davranışların her biri, doğanın içinde saklı bir matematiğin duyguyla birleşmiş halidir.
Belki de en çarpıcı olan, hayvanların insan duygularına karşı gösterdiği hassasiyettir yapılan deneylerde köpeklerin ağlayan bir insanı gördüğünde daha hızlı tepki verdiği, kalp atışlarını senkronize edebildiği ve sahipleriyle güçlü bir duygusal bağ kurduğu gözlemlenmiştir, bu da onların yalnızca içgüdüyle değil, ilişki temelli bir bilinçle hareket ettiğini düşündürür. Sonuçta hayvanların duyuları, bizim algı sınırlarımızın ötesinde çalışan hassas sensörler gibidir duyguları ise sessiz ama güçlü bir iç dünyaya işaret eder hissettikleri şeyler kelimelere dökülmese bile davranışlarına bakışlarına ve seçimlerine yansır ve bu yansımalar, insanın doğaya bakışını değiştirecek kadar güçlüdür çünkü anlaşılıyor ki dünya yalnızca insanların değil, hisseden, algılayan ve bağ kuran tüm canlıların ortak sahnesidir ve biz bu sahnede tek başımıza değiliz.