An-ı Daim Gerçekten Ne Anlatıyor?
İnsanlık tarihi boyunca zaman kavramı, yalnızca saatlerin ilerleyişini ya da takvimlerin değişmesini ifade eden basit bir ölçü sistemi olarak görülmemiş, aksine birçok filozof, mutasavvıf ve düşünür tarafından varoluşun en büyük sırlarından biri olarak değerlendirilmiş ve özellikle tasavvuf geleneğinde zamanın yalnızca fiziksel bir akış olmadığı, insanın hakikati algılama biçimini doğrudan etkileyen ilahi bir perde olduğu düşüncesi üzerinde derinlemesine durulmuştur. Bu düşünceyi en kapsamlı biçimde ele alan isimlerden biri olan Muhyiddin İbnü'l Arabi, zamanı insanların alışık olduğu anlamıyla geçmiş, şimdi ve gelecek olarak üç parçaya ayrılan doğrusal bir süreç şeklinde değerlendirmek yerine, bütün varlığın sürekli yeniden yaratıldığı tek ve kesintisiz bir şimdi içerisinde gerçekleştiğini savunmuş ve bu anlayışı daha sonra tasavvuf literatüründe An-ı Daim yani Sürekli Şimdi kavramı ile özdeşleşen derin bir metafizik bakış açısına dönüştürmüştür.
İbnü'l Arabi'ye göre insanların geçmiş dediği şey artık var olmayan fakat hafızada iz bırakan olaylardan oluşurken, gelecek ise henüz yaratılmamış ihtimaller bütününden ibarettir ve bu nedenle hakiki anlamda var olan tek gerçeklik, Allah'ın her an yeniden yarattığı şu andır çünkü Kur'an-ı Kerim'de yer alan O, her an yeni bir yaratıştadır anlamındaki ilahi ifade, ona göre yalnızca mecazi bir anlatım değil bütün evrenin nasıl var olmaya devam ettiğini açıklayan temel hakikattir. Bu bakış açısına göre evren bir defa yaratılıp kendi düzeni içerisinde işlemeye bırakılmış mekanik bir sistem değildir aksine yıldızlardan galaksilere, okyanuslardan rüzgarlara, insanın düşüncelerinden kalbin en gizli hislerine kadar her şey, her an yeniden yaratılmakta ve varlık dediğimiz bütün düzen, Allah'ın sonsuz yaratma fiilinin hiç kesilmeyen tecellileriyle ayakta durmaktadır.
İbnü'l Arabi, insanların aynı hayatı yaşamaya devam ettiklerini düşündüklerini ancak gerçekte her nefeste farklı bir yaratılış içerisinde bulunduklarını ifade ederken, dün yaşayan insan ile bugün yaşayan insanın görünüşte aynı kişi gibi görünmesine rağmen hakikatte Allah'ın yeni yaratışıyla var olan farklı bir tecelli olduğunu söylemekte ve bu nedenle hiçbir anın bir önceki anın tam olarak devamı olmadığını, her anın tamamen yeni bir başlangıç olduğunu dile getirmektedir. Tasavvuf geleneğinde teceddüd-i halk yani yaratılışın sürekli yenilenmesi olarak ifade edilen bu anlayış, yalnızca insanın değil bütün evrenin kesintisiz şekilde yeniden var edildiğini anlatır ve bu nedenle İbnü'l Arabi'ye göre zamanın akıp gitmesi değil, yaratılışın sürekli tazelenmesi söz konusudur başka bir ifadeyle zaman ilerlememekte, yaratılış her an yeniden gerçekleşmektedir.
Bu noktada An-ı Daim kavramı sıradan bir anda yaşamak tavsiyesi olarak anlaşılmamalıdır çünkü modern kişisel gelişim anlayışında kullanılan anı yaşa düşüncesi çoğunlukla psikolojik farkındalık üzerine kuruluyken, İbnü'l Arabi'nin söz ettiği sürekli şimdi, insanın Allah'ın her an gerçekleşen yaratma fiilini idrak etmeye çalıştığı çok daha derin ve metafizik bir bilinç halidir. İbnü'l Arabi'ye göre Allah zamanın içerisinde hareket eden bir varlık değildir çünkü zaman yaratılmıştır ve yaratılan hiçbir şey yaratıcıyı kuşatamaz. Bu nedenle Allah için önce, sonra, dün bugün ya da yarın gibi kavramlar geçerli değildir. İnsan ise zamanın içinde yaşadığı için olayları sırayla deneyimler, fakat ilahi ilim açısından bütün yaratılış tek bir kuşatıcı bilgi içerisinde bulunmaktadır.
Bu düşünce, insanın kader anlayışını da farklı bir bakış açısıyla değerlendirmesine neden olur çünkü İbnü'l Arabi'ye göre Allah'ın bilgisi bütün zamanları kuşatsa da insan kendi yaşadığı an içerisinde tercihlerini yapmaya devam eder ve bu nedenle kul açısından zaman akmaya devam ederken ilahi bakış açısından bütün oluşlar tek bir hakikat içerisinde bilinmektedir. Tasavvuf büyükleri, insanın zihninin çoğu zaman geçmiş pişmanlıkları ile gelecek kaygıları arasında gidip geldiğini, bu nedenle hakikatin yaşandığı tek alan olan şimdiki andan uzaklaştığını ifade etmişlerdir. Bu yüzden tasavvufta ibnü'l-vakt yani vaktin çocuğu olmak, yalnızca zamanı iyi kullanmak anlamına gelmez kişinin zihnini geçmişin yüklerinden ve geleceğin korkularından arındırarak Allah'ın o anda kendisine gösterdiği hakikati görebilecek bilinç seviyesine ulaşması anlamını taşır.
İbnü'l Arabi'nin eserlerinde zaman zaman anlatılan bazı manevi haller, bu anlayışın insanlar üzerindeki etkisini daha iyi anlamaya yardımcı olur Derin tefekkür veya yoğun manevi tecrübe yaşayan bazı kimseler için saatler süren bir halin birkaç dakika gibi hissedilmesi ya da kısa görünen bir zaman diliminde çok yoğun idraklerin yaşanması, fizik kurallarının değişmesi olarak değil, insanın zaman algısının farklılaşması şeklinde değerlendirilir. Burada anlatılan şey fiziksel anlamda zamanda yolculuk değil, bilincin zamanla kurduğu ilişkinin değişmesidir. Günümüzde bazı araştırmacılar, İbnü'l Arabi'nin zaman anlayışı ile modern fiziğin bazı yorumları arasında dikkat çekici benzerlikler bulunduğunu dile getirmektedir Özellikle görelilik kuramında zamanın gözlemciye bağlı değişebilmesi, evrenin tek bir bütün olarak ele alınmasını öneren bazı teoriler ya da kuantum fiziğinde zamanın doğasına ilişkin tartışmalar zaman zaman tasavvufla ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte bu benzetmelerin doğrudan bilimsel bir eşdeğerlik anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekir çünkü biri metafizik ve manevi hakikati açıklamaya çalışırken diğeri deneysel yöntemlerle fiziksel evreni anlamaya çalışmaktadır.
İbnü'l Arabi'nin An-ı Daim öğretisinin belki de en önemli mesajı, insanın değişimin düşündüğünden çok daha yakınında olduğudur. Eğer her an yeni bir yaratılış gerçekleşiyorsa, insan geçmişte yaptığı hataların mahkümu değildir çünkü Allah'ın her yeni yaratışı, aynı zamanda yeni bir başlangıç ihtimalini de beraberinde getirir. Bu anlayış, umutsuzluğu değil umudu, durağanlığı değil sürekli yenilenmeyi, korkuyu değil ilahi rahmete güvenmeyi besleyen güçlü bir bakış açısı sunar. Bugün üzerinden yaklaşık sekiz asır geçmiş olmasına rağmen İbnü'l Arabi'nin zaman üzerine geliştirdiği bu düşünceler hem tasavvuf araştırmacılarının hem de felsefecilerin üzerinde tartıştığı en dikkat çekici konular arasında yer almaktadır. Çünkü An-ı Daim yalnızca zamanın nasıl aktığını açıklamaya çalışan teorik bir yaklaşım değildir aynı zamanda insanın kendisini evreni ve Allah ile olan ilişkisini yeniden düşünmesine imkan veren kapsamlı bir varlık anlayışıdır. Belki de bu nedenle İbnü'l Arabi'nin en büyük daveti zamanı durdurmaya çalışmak değil, hakikatin her nefeste yeniden açıldığını fark ederek o sonsuz ve sürekli yenilenen ilahi şimdiyi idrak etmeye çalışmaktır.