Hayatı anlamlandırmaya çalıştığımız her an, aslında onunla görünmez bir satranç oyunu oynadığımızı fark etmeyiz çünkü biz anlam ararken hayat çoktan bize küçük testler, beklenmedik gecikmeler, içimizi kemiren şüpheler ve bazen de tam her şey yoluna girdi dediğimiz anda ayağımıza dolanan o görünmez çelmeleri hazırlamıştır ve ironik olan şudur ki, biz çoğu zaman bu çelmeleri kötü şans ya da talihsizlik olarak adlandırırken aslında hayat sadece bize ne kadar dengede kalabildiğimizi, ne kadar hızlı toparlanabildiğimizi ve en önemlisi düşerken bile kendimizi nasıl tanımladığımızı ölçüyordur. Çünkü hayat, düz bir yol değildir daha çok, ışıkla gölge arasında gidip gelen, bazen seni yukarı çeken ama çoğu zaman da seni kendinle yüzleştirmek için bilinçli bir şekilde sendeleyen bir zemin gibidir ve bu zeminde yürürken herkes güçlü görünür, ta ki ilk çelme gelene kadar işte o an, maskeler düşer, planlar bozulur ve insan ya neden ben diye sorar ya da çok daha nadir olanı yapıp bana ne öğretmeye çalışıyorsun diye hayatın yüzüne bakar.
İşte tam burada, hayatı anlamlandırmak ile hayata yenilmek arasındaki ince çizgi ortaya çıkar çünkü anlam arayan insan, yaşadıklarını bir bütünün parçası olarak görmeye başlar, düşüşlerini bir son değil bir veri olarak okur, acılarını bir ceza değil bir dönüşüm aracı olarak kabul eder ve bu bakış açısı onu kırılganlıktan çıkarıp esnekliğe taşır, yani artık çelme yemek onu durdurmaz, sadece yönünü değiştirir. Ama hayatın en sinsi tarafı şudur Bazen seni düşürmek için değil, aslında yanlış yolda koştuğunu göstermek için çelme takar ve sen bunu fark edemezsen, aynı döngüyü tekrar tekrar yaşar, aynı hatalara farklı isimler vererek ilerlediğini sanırsın oysa hayat sabırlıdır, aynı dersi farklı sahnelerle önüne koyar, ta ki sen gerçekten anlayana kadar.
Ve belki de en çarpıcı gerçek şu cümlede saklıdır. Hayat, seni düşürdüğünde seni cezalandırmaz, seni tanımlar çünkü nasıl düştüğün değil düştükten sonra kendine ne söylediğin, kendini nasıl kaldırdığın ve tekrar yürümeye cesaret edip edemediğin, senin kim olduğunu belirler. Bu yüzden hayatı anlamlandırmak, onu kontrol etmek değil onun sana attığı çelmelere rağmen yürümeyi öğrenmek, dengen bozulduğunda paniklemek yerine yeniden merkezini bulabilmek ve en önemlisi, her düşüşten sonra biraz daha farkında, biraz daha güçlü ve biraz daha kendin olarak ayağa kalkabilmektir. Çünkü hayat sana hiçbir zaman kusursuz bir yol sunmaz. Ama sana her zaman, düştüğünde nasıl biri olacağını seçme hakkı verir.