Hayat Cesurları Sever [ 27 Ocak 2026 ]


Hayat Cesurları Sever

Başlık hepimizin yıllardır duyduğu yollarda araba arkasında gördüğü bir yazı gibi ama gerçekte gerçekten hayat cesurları sever mi denemeden bilebilirmisiniz hadi okuyalım bakalım ne diyor burada şair. Atılmayan adımların sonunda yalnızca pişmanlık vardır, çünkü hayat, niyetlerle değil, harekete geçmiş cesaretle ilişki kurar; insan zihni ne kadar güçlü senaryolar üretirse üretsin, ne kadar haklı gerekçelerle kendini ikna ederse etsin, yerinde duran hiçbir niyet kaderle buluşamaz, zira kader durağanlığı tanımaz, yalnızca belirsizliğe doğru atılan adımlara cevap verir. İnsan çoğu zaman adım atmamasını bilinçli bir tercih gibi sunar; “zamanı değil”, “şartlar uygun değil”, “biraz daha düşünmeliyim” gibi cümleler, ilk bakışta olgunluk gibi görünürken, derininde korkunun kibar kılıflarıdır ve bu kılıflar ne kadar süslü olursa olsun, gerçeği değiştirmez: adım atılmadıkça hayat aynı yerde kalır.

Adım atmayanlar neden hep aynı yerde kalır sorusu, kaderle ilgili değil, alışkanlıklarla ilgilidir; çünkü insan, alıştığı yerde kalmayı güvenli sanar, oysa güvenli görünen bu alan zamanla bir konfor alanı olmaktan çıkar ve potansiyelin mezarlığına dönüşür, insanın yapabilecekleri, olabilecekleri ve yaşayabilecekleri burada sessizce gömülür. Elde edememenin sessiz nedeni çoğu zaman yetersizlik değildir; çoğu insan yeterince akıllı, yetenekli ya da sezgisel olmasına rağmen hayatında aynı döngüleri tekrar eder, çünkü asıl eksik olan şey bilgi değil, harekettir ve hareketsizlik öyle sinsidir ki insan farkına varmadan yıllarını tüketir.

Hareketsizlik bağırmaz, uyarmaz, kriz çıkarmaz; aksine insanı sakinleştirir, “şimdilik sorun yok” hissi verir ve bu his, zamanın en tehlikeli uyuşturucusudur, çünkü insan bir şeyler ters gitmediği sürece değişme ihtiyacı hissetmez, oysa asıl kayıp tam da bu sessizlikte yaşanır. Hayat, cesareti olanlara açılır; bu cesaret korkusuzluk değildir, çünkü korkusuzluk bir mit, cesaret ise bir eylemdir, korkuya rağmen atılan adımdır ve insan korkusunu bahane olarak kullandığı sürece kendini koruduğunu sanır, oysa gerçekte yalnızca aynı yerde kalmayı garanti altına alır.

Yerinde duran niyetler zamanla ağırlaşır; başta umut veren düşünceler, adım atılmadıkça vicdan yüküne dönüşür, “bir gün” diye ertelenen her karar, insanın iç dünyasında sessiz bir borç gibi birikir ve bu borç ödenmedikçe iç huzur da gelmez, çünkü insan en çok kendine verdiği sözleri tutmadığında yıpranır. İnsan çoğu zaman başarısızlıktan korktuğunu zanneder, oysa derindeki korku başarısızlık değil, başarıdır; çünkü başarı, sorumluluk getirir, görünür olmayı gerektirir ve insan, adım attığında artık bahanelerinin arkasına saklanamayacağını, kendisiyle yüzleşmek zorunda kalacağını bilir.

Bu yüzden pek çok insan “potansiyel” olarak kalmayı tercih eder; çünkü potansiyel olmak güvenlidir, kimse hesap sormaz, kimse sonuç beklemez, fakat yaşanmamış bir potansiyel, zamanla insanın içini kemiren bir pişmanlık formuna dönüşür. Cesaretle atılan adımların garantisi yoktur; düşmek mümkündür, yanılmak mümkündür, kaybetmek mümkündür, fakat hareketsizliğin sonucu kesindir: aynı yerde kalmak, aynı cümleleri kurmak, aynı şikayetleri tekrar etmek ve her geçen yıl biraz daha “geç kaldım” hissiyle yaşamak.

Hayat mükemmel planlara değil, kusurlu ama cesur adımlara cevap verir; yol yürüyene görünür, kapılar hareket halindeyken açılır ve insan, yürümeye başlamadan önce tüm ihtimalleri bilmek ister, oysa bilgelik yürürken oluşur. Zaman geçtikçe insan şunu fark eder: pişmanlık, yanlış adımların değil, hiç atılmamış adımların mirasıdır; insan yanlış yapabilir, yön değiştirebilir, yeniden başlayabilir, fakat hiç başlamamış olmak, telafisi en zor boşluktur. Sonunda hayat şunu öğretir: düşünmek seni hazırlar, ama hareket seni dönüştürür; kader, bekleyenlerle değil, yürüyenlerle konuşur ve hayat, kapısını yalnızca cesaretle çalanlara açar, çünkü yaşam, niyet edenlere değil, adım atanlara cevap verir.