Haliç'e Neden Altın Boynuz Denildi? [ 08 Şubat 2026 ]


Haliç'e Neden Altın Boynuz Denildi?

Haliç’in, Altın Boynuz adı, İstanbul’un coğrafyasıyla insan zihninin sembol üretme gücünün kesiştiği çok eski bir anlatının ürünüdür ve bu adlandırma, bölgenin hem şekline hem de değerine aynı anda işaret eder. 

Antik Çağ’da bugünkü İstanbul’un bulunduğu yerde kurulan Byzantion, Haliç’i doğal bir liman olarak kullanıyordu. Girintili, kıvrımlı yapısı uzaktan bakıldığında bir boynuzu andırıyor, dar ağzı ve içeri doğru genişleyen formu gemiler için olağanüstü bir korunak sağlıyordu, bu yüzden şekilsel benzetme çok erken dönemlerde ortaya çıktı.

Altın sıfatı ise mecazidir, Haliç balık bakımından zengindi, fırtınalara kapalıydı ve ticaret gemileri için güvenliydi, yani kente zenginlik ve bereket getiriyordu. Bu yüzden antik yazarlar burayı yalnızca bir coğrafi oluşum değil, ekonomik bir nimet olarak tanımladı. 

Bu ismi yazılı olarak ilk kayda geçirenlerden biri, MÖ 1. yüzyılda yaşayan coğrafyacı Strabon’dur. Strabon eserlerinde Haliç’ten, Chrysokeras yani Altın Boynuz olarak söz eder ve bu ad, Bizans döneminde de yaygın biçimde kullanılır. Roma ve ardından Bizans döneminde, Konstantinopolis’in en stratejik noktası olan Haliç, zincirle kapatılabilen ağzı, tersaneleri ve ticaret limanlarıyla adının hakkını fazlasıyla verdi. Altın Boynuz bu aşamada sadece bir benzetme değil, jeopolitik bir kavram haline geldi.

Osmanlı döneminde ise Türkçede bölgeye, Haliç denmeye başlandı. Bu kelime Arapça kökenlidir ve içe doğru giren deniz, körfez anlamına gelir, ancak Altın Boynuz ifadesi Batı dillerinde (Golden Horn, Corno d’Oro) yaşamaya devam etti ve günümüze kadar ulaştı.

Haliç’e, Altın Boynuz adını ilk kullananlar Antik Yunan–Roma dünyasının yazarlarıdır. Bu ad, hem coğrafi şeklin boynuzu andırmasından, hem de bölgenin İstanbul’a sağladığı zenginlik ve korumadan doğmuştur ve yüzyıllar boyunca kentin kaderiyle birlikte anılmıştır.