Hammurabi Kanunları, MÖ yaklaşık 1754 yılında Babil Kralı Hammurabi tarafından hazırlatılmış ve tarihte bilinen en eski, en kapsamlı yazılı hukuk metinlerinden biri olarak kabul edilmiş, 282 maddelik bir hukuk derlemesidir. Bu kanunlar siyah bazalt bir stel üzerine çivi yazısıyla Akadça kazınmış, toplumun her kesiminin görebileceği şekilde kamusal alana yerleştirilmiş ve böylece hukukun gizli değil, ilan edilmiş bir düzen olduğu fikri ilk kez somut bir biçim kazanmıştır. Maddeleri; mülkiyet, borçlar, ticaret, aile hukuku, evlilik, boşanma, miras, işçi ücretleri, doktor ve zanaatkar sorumlulukları, hırsızlık, şiddet suçları ve kölelik gibi gündelik hayatın neredeyse tüm alanlarını kapsar, yani soyut bir ahlak metni değil, doğrudan yaşamın içinden doğmuş pratik bir hukuk düzenidir.
Bu kanunların temel amacı, hızla büyüyen Babil İmparatorluğu içinde farklı geleneklere ve yerel uygulamalara sahip şehirleri tek bir hukuk sistemi altında toplamak, keyfi cezalandırmayı sınırlandırmak ve adalet dağıtma yetkisini bireylerin elinden alarak devletin merkezi otoritesine bağlamaktı, Hammurabi kendini kanunların yaratıcısı olarak değil, tanrılar tarafından bu görevle yetkilendirilmiş bir yönetici olarak sunmuş, böylece hukuku ilahi bir meşruiyetle destekleyerek sorgulanamaz hâle getirmeyi hedeflemiştir.
Hammurabi Kanunları’nın en bilinen yönü “göze göz, dişe diş” ilkesidir. Bu ilke modern anlamda eşitliği temsil etmez, çünkü cezalar kişinin toplumsal statüsüne göre değişir ve özgür bir insanla köleye uygulanan yaptırımlar arasında ciddi farklar bulunur, bu da kanunların adaleti sağlamayı amaçlarken aynı zamanda dönemin sınıflı toplum yapısını açıkça yansıttığını gösterir.
Modern hukuk açısından bakıldığında Hammurabi Kanunları, içerdiği sert ve ayrımcı hükümlerle değil, hukukun yazılı hale getirilmesi, suç ile cezanın önceden belirlenmesi ve adaletin kişisel intikamdan ayrılarak kamusal bir düzenleme alanına dönüştürülmesi gibi ilkelerle önem kazanır. Bu yönüyle Hammurabi Kanunları, günümüz hukuk sistemlerinin doğrudan modeli olmasa da, insanlığın keyfi güçten kurallara dayalı bir düzene geçişinde atılmış en erken ve en kritik adımlardan biri olarak tarihsel değerini korur.
Hammurabi Kanunları bugün birebir uygulanmasa da, modern hukuk düşüncesi üzerinde çok derin izler bırakmıştır;
- Yazılı hukuk geleneği: Hukukun sözlü değil, herkesin görebileceği şekilde yazılı olması fikri.
- Kanunsuz ceza olmaz ilkesi: Suç varsa, önceden belirlenmiş bir ceza vardır.
- Devletin adalet sorumluluğu: Adalet, bireysel intikam değil, kamusal bir meseledir.
- Hukukun üstünlüğü fikrinin ilk adımları: Kral bile hukuku ilan etmek zorundadır.
Bugünkü anayasal düzenler, insan hakları ve eşitlik anlayışı Hammurabi’den çok daha ileridedir ama hukuku sistemleştirme fikrinin kökü büyük ölçüde buraya dayanır.
Hammurabi Kanunları, adalet kavramının ilk kez taşa kazındığı, iktidarın kendini hukuk üzerinden meşrulaştırdığı ve insanlığın keyfi güçten kurala geçişinin simgesel başlangıç noktalarından biridir.