Radyestezi, kökeni eski çağlara kadar uzanan ve canlı ya da cansız varlıkların belirli bir enerji ya da titreşim yaydığı varsayımına dayanan bir uygulama biçimidir kelime anlamı itibarıyla ışını hissetmek olarak çevrilen bu kavram, insan bedeninin çevresel titreşimlere karşı hassas bir alıcı olduğu fikrine dayanır ve bu hassasiyetin sarkaç, çubuk ya da benzeri basit araçlarla görünür hale getirilebileceğini savunur. Tarihsel olarak bakıldığında, özellikle su kaynaklarının bulunmasında kullanılan çatal çubuk yöntemleri Avrupa’da ve Orta Doğu’da yaygın biçimde uygulanmış, hatta bazı bölgelerde su bulucular ya da su arayıcıları yarı mistik bir statü kazanmış, bu kişiler yer altındaki su damarlarını yalnızca çubuk hareketleriyle tespit ettiklerini iddia etmişlerdir; benzer şekilde maden arama, define bulma ve hatta savaş dönemlerinde askeri amaçlı keşiflerde bile radyestezik yöntemlerin kullanıldığına dair anlatılar bulunmaktadır.
Radyestezinin temel varsayımı şudur evrendeki her şey bir frekans ya da titreşim üretir ve insan organizması bu titreşimleri bilinçli zihnin ötesinde, daha çok bilinçaltı düzeyde algılayabilir kullanılan araçlar ise aslında enerji algılayan cihazlar değil, kişinin bilinçaltından gelen mikro kas hareketlerini büyüten ve gözle görülür hale getiren basit mekanik göstergelerdir. Modern psikoloji bu noktada ideomotor etki kavramını devreye sokar ideomotor etki, kişinin farkında olmadan gerçekleştirdiği çok küçük kas hareketlerinin, bilinçli bir yönlendirme olmaksızın oluşmasıdır ve sarkaç hareketlerinin büyük ölçüde bu etkiyle açıklanabileceği öne sürülür, yani kişi bir cevap beklediğinde, bilinçaltı o beklentiye uygun mikro hareketler üretir ve sarkaç bu hareketi büyüterek görünür kılar.
Bununla birlikte, radyestezi uygulayıcıları deneyimledikleri sonuçların yalnızca psikolojik açıklamalarla sınırlanamayacağını, bazı durumlarda beklenmedik doğruluk oranlarının gözlemlendiğini savunurlar ve özellikle enerji temizliği, mekan analizi, insan aura'sı ölçümü gibi alanlarda sarkaç kullanımının sezgisel doğrulamalar sağladığını ifade ederler burada mesele, bilimsel ölçüm ile sezgisel deneyim arasındaki sınırın nerede çizileceğidir. Alternatif şifa alanlarında radyestezi, enerji merkezleri olarak bilinen çakraların dengelenmesinde, kişinin duygusal blokajlarının tespitinde ya da negatif enerji olduğu düşünülen alanların belirlenmesinde bir araç olarak kullanılır ve uygulayıcılar, düzenli pratikle kişinin sezgisel kapasitesinin güçlendiğini, iç sesini daha net duyabildiğini ve bilinçaltı karar mekanizmalarının daha şeffaf hale geldiğini ileri sürerler.
Ancak akademik literatürde yapılan kontrollü deneyler, radyestezinin istatistiksel olarak tutarlı ve tekrar edilebilir sonuçlar üretmediğini göstermiştir; bu nedenle bilim dünyası radyesteziyi güvenilir bir ölçüm yöntemi olarak kabul etmemekte, daha çok psikolojik ve nöromotor süreçlerle açıklanabilecek bir fenomen olarak değerlendirmektedir. Burada ilginç olan nokta şudur insan zihni, çevresel ipuçlarını ve mikro detayları farkında olmadan analiz edebilen olağanüstü bir sistemdir ve bazen bilinçaltı düzeyde toplanan veriler, sembolik bir araç aracılığıyla açığa çıkabilir; bu durumda radyestezi, fiziksel bir enerji ölçümü değil, sezgisel veri işleme mekanizmasının görselleştirilmiş hali olarak yorumlanabilir.
Dolayısıyla radyesteziyi mutlak bir enerji bilimi olarak görmek ile tamamen geçersiz bir batıl inanç olarak değerlendirmek arasında daha dengeli bir perspektif geliştirmek mümkündür çünkü insan algısı, henüz tam olarak çözülememiş karmaşık bir sistemdir ve bazı deneyimler bilimsel açıklama sınırlarını zorlayabilir, fakat bu durum onları otomatik olarak fiziksel gerçeklik kanıtı haline getirmez. Sonuç olarak radyestezi, bir yandan kadim kültürlerin sezgisel arayış geleneğini temsil ederken, diğer yandan modern psikolojinin bilinçaltı hareket teorileriyle kesişen bir pratik olarak karşımıza çıkar ve onu anlamanın yolu, ne körü körüne kabul etmekten ne de küçümseyerek reddetmekten geçer asıl mesele, insanın bilinmeyeni anlama çabasının hangi araçlarla ve hangi bilinç düzeyiyle sürdürüldüğünü kavramaktır.