Göç Eden Hafıza [ 19 Ocak 2026 ]


Göç Eden Hafıza

Bir kuş gökyüzüne yükseldiğinde yalnızca kanatlarını değil, zamanı da geriye doğru açar; çünkü göç, bir yer değiştirme değil, nesiller boyunca taşınan bir hatıranın harekete geçmesidir ve bu yüzden kuşlar göç ederken sadece daha sıcak iklimleri değil, hayatta kalmanın ince ayarını da takip ederler. Kışın sertleşen soğuk, azalan besin, donan sular ve sessizleşen böcekler kuşların bedeninde bir alarm gibi çalar; hormonlar devreye girer, yağ depoları hazırlanır, kaslar uzun bir yolculuğun yükünü taşımaya ayarlanır ve içlerinde, pusulasız ama şaşmaz bir çağrı belirir. Bu çağrı, gökyüzünü harita yapan bir sezgidir; güneşin gün içindeki konumu, yıldızların gece dizilimi, manyetik alanın görünmez çizgileri ve rüzgarın dili bir araya gelir, kuşun zihninde söze dökülmeyen ama şaşmayan bir yön bilgisi oluşturur.

Peki gittikten sonra neden geri dönerler. Çünkü göç bir kaçış değil, bir döngüdür; kuşlar için “yuva” sabit bir nokta değil, doğru zamanda doğru yerde olma halidir. İlkbahar geldiğinde kuzey yeniden cömertleşir, böcekler çoğalır, bitkiler canlanır ve yavrular için en güvenli, en verimli sahne kurulur; kuşlar bunu bilir ve dönüş yolculuğu, varıştan bile daha güçlü bir çağrıya dönüşür. Bu dönüş, hafızanın yalnızca bireysel olmadığını, kolektif bir bilgi olarak aktarıldığını fısıldar; genç kuşlar sürünün ritmine uyarak öğrenir, bazıları ilk yolculuğunu ustaların yanında yapar, bazılarıysa içgüdünün pusulasına güvenerek tek başına göğe çıkar.

Kuşların hafızası güçlü mü. Güçlüden de öte, çok katmanlıdır. Mekansal bellekleri kilometrelerce uzanan bir ayrıntı haritası gibidir; bir kıyı çizgisini, bir nehir kıvrımını, bir dağ siluetini yıllar sonra tanıyabilirler. Zamanı da hatırlarlar; günlerin uzamasını, rüzgarın yön değiştirmesini, kokuların bileşimini ve hatta manyetik alanın mikroskobik sapmalarını bedenlerinde okur, yönlerini buna göre ayarlarlar. Bu hafıza, bir defterde yazılı değildir; kasların ritminde, gözlerin ışığı yorumlayışında, kalbin hızlanıp yavaşlayışında saklıdır. Yanılabilirler mi. Evet; fırtınalar, ışık kirliliği, betonun parıltısı ve iklimin dengesizliği bu kadim pusulayı şaşırtabilir; ama yine de çoğu zaman yol bulunur, çünkü hafıza tek bir ipliğe değil, birçok işarete tutunur.

İnsan bu tabloya baktığında, kendi hafızasını sorgulamadan edemez: Biz neden gideriz, neden geri dönmek isteriz ve hangi işaretleri kaybettik. Kuşlar, haritaları cebinde taşımadan dünyayı okur; bizse işaretlerle dolu bir çağda yön duygumuzu yitiririz. Onların göçü, hareketin bilgelik olabileceğini hatırlatır; kalmak kadar gitmenin, gitmek kadar dönmenin de bir anlamı olduğunu söyler. Belki de kuşların en etkileyici dersi şudur: Yol, sadece varış noktası değildir; yol, hafızanın kendisidir ve doğru zaman geldiğinde, insan da tıpkı kuşlar gibi içindeki pusulayı dinleyerek geri dönecek bir yeri hatırlayabilir.