Frekansı Hissetmek; Sesin Ötesinde Bir Algı [ 26 Ocak 2026 ]


Frekansı Hissetmek; Sesin Ötesinde Bir Algı

Frekansı dinlemek, çoğu insanın sandığı gibi kulakla yapılan bir eylem değil, zihnin ve bedenin aynı anda sustuğu nadir anlarda ortaya çıkan bir algı biçimidir; çünkü gerçek frekanslar ses üretmez, titreşim yaratır ve bu titreşimler ancak insan, kendi iç gürültüsünü yeterince azalttığında fark edilebilir hale gelir. Günlük hayatın hızında yaşayan insan, sürekli konuşan bir zihinle var olur; düşünceler, planlar, endişeler ve beklentiler üst üste binerken, aslında çevrede ve insanın kendi içinde sürekli işleyen daha ince bir bilgi akışı gözden kaçar, çünkü frekans dediğimiz şey bağırmaz, kendini kabul ettirmek için zorlamaz, sadece hazır olanın algı alanına girer.

Frekansı duyabilmek, sezgisel bir yetenekten çok, bir hassasiyet durumudur; tıpkı karanlıkta gözlerin yavaş yavaş ortama alışması gibi, zihin de sustukça titreşimleri ayırt etmeye başlar ve insan, bir ortamın neden huzurlu ya da neden rahatsız edici olduğunu açıklayamasa bile bunu derin bir kesinlikle hisseder, işte bu his, frekansın dile gelmeden kendini anlatma biçimidir. Bir insanın yanındayken sebepsiz yere daralmak, bir mekanda açıklanamayan bir ferahlık hissetmek, bazı sözlerin kulağa doğru ama içe yanlış gelmesi ya da tam tersi şekilde mantıksız görünen bir cümlenin derinde yankı bulması, frekansın sözcüklerden bağımsız olarak çalıştığını gösterir; çünkü titreşim, anlamdan önce gelir ve beden, zihinden daha hızlı tepki verir.

Frekansı dinleyebilmek için insanın önce duymaktan vazgeçmesi gerekir; sürekli yorumlayan, etiketleyen ve anlam yükleyen zihin, titreşimi bozar, oysa sessizlikte kalan bir zihin, frekansı filtrelemeden algılar ve bu yüzden birçok kadim öğreti, bilgeliği konuşma becerisinde değil, susabilme kapasitesinde aramıştır. Modern dünyada frekans algısının körelmesi tesadüf değildir; sürekli uyarılan sinir sistemi, bildirimlerle bölünen dikkat ve yapay hız, insanın ince titreşimlere ayar yapmasını zorlaştırır, bu yüzden frekansı duyamadığını düşünen birçok insan aslında yeteneksiz değil, sadece fazlasıyla meşguldür.

Frekansı dinlemek, insanın kendisiyle temas kurmasının da bir yoludur; çünkü başkalarının titreşimini ayırt edebilmek için önce kendi iç frekansını tanımak gerekir ve bu tanıma süreci çoğu zaman rahatsız edicidir, zira insan ilk defa sustuğunda, bastırdığı duygu ve düşünceler de görünür hale gelir. Belki de bu yüzden frekansı gerçekten duymaya başlayan insanlar daha az konuşur, daha seçici ilişkiler kurar ve bazı ortamlardan açıklama yapmadan uzaklaşır; çünkü titreşim bir kez fark edildiğinde, onu inkar etmek zihni yorar ve insan, kendine karşı dürüst olmayı seçtiğinde hayatın ritmi doğal olarak değişir.

Sonuç olarak frekansı dinlemek, mistik bir ayrıcalık değil, insanın doğal algı kapasitesinin hatırlanmasıdır; duyabilmek ise kulakla değil, bedenle, sezgiyle ve en önemlisi sessizlikle mümkündür, çünkü bazı bilgiler anlatılmaz, sadece hissedilir ve frekans tam olarak bu yüzden, kendini sadece hazır olana açar.