Yaşadığımız çağda, evimizin içinde, iş yerinde, sokakta yürürken hatta bağda bahçede zaman geçirirken bile görünmeyen bir enerji akışıyla temas halindeyiz ve bu enerjiye genel olarak “radyasyon” adını veriyoruz; fakat çoğu insan için bu kelime belirsizlik, korku ve karmaşık bilimsel terimler anlamına geliyor, oysa mesele sanıldığı kadar gizemli değil, doğru bilgiyle oldukça anlaşılır bir konu. Radyasyon aslında enerjinin dalgalar ya da parçacıklar halinde yayılmasıdır ve hayatın doğal bir parçasıdır; güneş ışığı radyasyondur, toprağın içindeki bazı elementlerden yayılan ışınlar radyasyondur, hatta uzaydan dünyaya ulaşan kozmik ışınlar bile bu kapsama girer. Bu nedenle radyasyonsuz bir hayat mümkün değildir, çünkü doğanın kendisi enerji üretir ve yayar; önemli olan bu enerjinin türü, dozu ve maruz kalma süresidir.
Bilimsel olarak radyasyon iki ana gruba ayrılır: iyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon. İyonlaştırıcı radyasyon, hücre yapısını etkileyebilecek kadar yüksek enerjilidir ve genellikle X-ray, tomografi ya da bazı nükleer süreçlerde karşımıza çıkar. İyonlaştırıcı olmayan radyasyon ise daha düşük enerjilidir; telefonlar, Wi-Fi cihazları, elektrik hatları ve günlük elektronik ekipmanlar bu kategoriye girer. Günlük hayatta karşılaştığımız radyasyonun büyük çoğunluğu düşük enerjili ve iyonlaştırıcı olmayan türdendir.
En büyük doğal kaynak güneştir. Ultraviyole ışınları cildimize ulaşır ve uzun süre korunmasız maruz kalındığında cilt hasarına yol açabilir; ancak tamamen güneşten kaçınmak da doğru değildir çünkü D vitamini üretimi için güneşe ihtiyaç duyarız. Burada önemli olan bilinçli maruziyettir, yani aşırıya kaçmamak, özellikle öğle saatlerinde uzun süre direkt güneş altında kalmamak ve gerekli durumlarda koruyucu önlemler almaktır. Bir diğer kaynak toprağın içindeki doğal radyoaktif elementlerdir. Özellikle radon gazı, kapalı ve iyi havalandırılmayan alanlarda birikebilir. Bu durum özellikle bodrum katlarda veya zeminle doğrudan teması olan yapılarda daha önemlidir. Bu nedenle basit ama etkili bir önlem olan düzenli havalandırma, düşündüğümüzden çok daha büyük bir koruma sağlar.
Modern yaşamın vazgeçilmezleri olan telefonlar, modemler, bilgisayarlar ve diğer elektronik cihazlar da elektromanyetik alan oluşturur; ancak bu alanların enerji düzeyi düşüktür. Yine de maruziyeti azaltmak mümkündür. Telefonu uzun süre kulağa dayamak yerine kulaklık kullanmak, uyurken telefonu yastık altında tutmamak, kullanılmayan cihazları kapatmak gibi küçük alışkanlıklar toplam maruziyeti azaltır. Bu önlemler panik refleksiyle değil, bilinçli tercihlerle yapılmalıdır. Tıbbi görüntüleme işlemleri ise kontrollü ve gerekli durumlarda uygulandığında faydası riskinden fazla olan işlemlerdir. Röntgen ve tomografi gibi yöntemlerde iyonlaştırıcı radyasyon kullanılır ancak dozlar hesaplanmış ve sınırlıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta gereksiz tekrar çekimlerden kaçınmak ve eski tetkikleri saklayarak aynı işlemi tekrar tekrar yaptırmamaktır.
Radyasyonun insan üzerindeki etkisi üç temel faktöre bağlıdır: doz, süre ve mesafe. Doz ne kadar yüksekse etki artar; maruz kalma süresi uzadıkça risk büyür; kaynağa ne kadar yakın olunursa alınan enerji o kadar artar. Bu nedenle korunma prensibi aslında oldukça basittir: dozu azaltmak, süreyi kısaltmak ve mesafeyi artırmak. Günlük hayatta alınabilecek önlemler abartılı değil, dengeli olmalıdır. Evleri düzenli havalandırmak, elektronik cihazları gereksiz yere açık bırakmamak, çocukların uzun süre cihazlarla temasını sınırlamak, güneş altında bilinçli davranmak ve gereksiz tıbbi görüntülemeden kaçınmak yeterlidir. Kurşun kaplı odalarda yaşamak ya da şehirden tamamen kaçmak gerçekçi çözümler değildir.
Bu konuda en büyük hata ya tamamen kayıtsız kalmak ya da ölçüsüz bir korkuya kapılmaktır. Oysa gerçekçi yaklaşım, bilgiyi temel alarak hareket etmektir. Radyasyon görünmez olabilir ama ölçülebilir, analiz edilebilir ve kontrol altına alınabilir bir fiziksel olgudur. Doğanın bir parçası olan enerjiyi sıfırlamak mümkün değildir; fakat bilinçli tercihlerle gereksiz yükü azaltmak mümkündür. İnsanları asıl yoran şey bilinmeyen değil, belirsizliktir. Bilgi netleştiğinde korku azalır. Bu nedenle önemli olan, modern yaşamın içinde dengeli, bilinçli ve sade önlemlerle yol almaktır.