Bazı insanlar vardır hayata sanki güneşle birlikte doğmuş gibi başlarlar içlerinde sebepsiz bir hafiflik, dünyaya karşı kırılmamış bir güven, henüz kirlenmemiş bir umut taşırlar ve o umutla kurdukları her cümle, attıkları her adım, kuracakları hayatın sessiz bir ön izlemesi gibidir. Ama sonra bir gün… hayatın akışına biri dahil olur adı bazen “eş” olur, bazen “arkadaş”, bazen de kalbin hiç beklemediği bir anda “en sevdiğin insan”a dönüşür ve işte tam o noktada, insanın kaderi bir başkasının karakterine değmeye başlar. Çünkü bazı insanlar sevmez sahip olur. Bazıları dokunmaz iz bırakır. Ve bazıları gelir kalmaz ama giderken bir hayatın dengesini yanında götürür. İşte o zaman başlar asıl hikaye çünkü gitmek her zaman bir vedayla olmaz, bazen bir insan gider ama bıraktığı şey sessiz bir yıkımdır. İçinde hala onun sesi dolaşır, hatıralar birer gölge gibi peşinden gelir, ve sen o enkazın altında kalırsın. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür ama iç dünyanda zaman durmuş gibidir uyumak istersin ama zihnin susmaz, uyanık kalırsın ama yorgunluğun geçmez yemek yersin ama tadını alamazsın, nefes alırsın ama yaşadığını hissedemezsin.
En zor olan da şudur. İnsan acıyı zamanla taşımayı öğrenir ama neden yaşadığını asla tam olarak anlayamaz. Geceleri derin iç çekişlerin olur kimse duymaz. Kendi kendine sorarsın. Hayat bana bunu neden yaptı. Ve cevap gelmez… çünkü bazı soruların cevabı yoktur, sadece kabullenilmesi gereken bir sessizliktir. Üstelik yanında seni seven insanlar olsa bile o boşluk bir başkasının bıraktığı yerden büyüdüğü için, hiçbir destek tam olarak o kırığın şeklini dolduramaz. Çünkü bazı yaralar kalabalıkta iyileşmez içten içe sessizce kapanır ya da kapanmaz. Sonra bir gün. Hayat, alışılmadık bir şekilde yeniden kapını çalar. Karşına biri çıkar. Ama bu kez farklıdır. Seni değiştirmeye çalışmaz, seni çözmeye çalışmaz, seni yönetmeye çalışmaz sadece seni olduğun gibi görür. Yaralarını merak etmez, onlara saygı duyar. Seni tamir etmek istemez yanında durur. Ve işte tam o noktada, kalbinin içinde uzun zamandır kapalı olan bir kapı aralanır ama bu kez umutla birlikte korku da içeri girer. Çünkü insan, en çok tekrar incinme ihtimalinden korkar. Geçmişte yaşadığı acı, gelecekte yaşayabileceği mutluluğun önüne set çeker
İçten içe bilirsin aslında. Bu iyi biri dersin, bu bana iyi gelir dersin ama o eski kırıklar, o yarım kalan hikayeler, o geceler boyu susmayan düşünceler seni geri çeker. Yaklaşmak istersin ama durursun. Gitmek istemezsin ama mesafe koyarsın. Çünkü aklında tek bir soru vardır Ya o da aynıysa. Ve işte bu soru insanın önüne çıkan en güzel ihtimalleri bile yavaşça yok edebilir. Çünkü bazen insan yanlış insanlardan değil doğru ihtimallerden kaçar. Oysa hayat, her zaman aynı hikayeyi yazmaz. Her gelen, aynı yarayı açmaz. Ve her kalp aynı şekilde kırmaz. Bazen gerçekten evren sana seni iyileştirecek birini gönderir. Bazen iki kırık insan, birbirinin yarasını daha iyi anlar Bazen enkazdan çıkan biri başka bir enkazı ayağa kaldırır. Ve belki de en gerçek olan şudur. İyileşmek, kusursuz birini bulmak değil seni kırmayan bir kalpte dinlenebilmektir
Evet, korkular gerçektir. Evet, yaşananlar kolay silinmez. Ama sevgi gerçekten sevgi, hesap yapmaz, şart koşmaz, geçmişle yarışmaz Sevgi, olduğu gibi kabul eder ve en önemlisi, iyileştirmek için acele etmez sadece var olur. İnsan bunu hisseder. İçten içe bilir. Ama işte o korkular. O görünmeyen duvarlar. Cesareti susturur. Ve bazen iki insan da birbirine iyi gelebilecekken, sadece korktukları için uzaklaşır. İkisi de unutmaya çalışır ama unutamaz. Çünkü bazı insanlar unutulmak için değil, hatırlanarak büyümek için girer hayatına Belki de unutmaya çalışmak yanlıştır Belki de bazı duygular taşınmak içindir, silinmek için değil. Çünkü gerçek olan şu. Her yarayı zaman iyileştirmez. Bazı yaraları sadece gerçek merhametli, karşılıksız bir sevgi iyileştirir. Ve o sevgi geldiğinde. Onu korkularınla değil cesaretinle karşılamak gerekir. Çünkü hayat bazen ikinci bir şans vermez. Ama verdiğinde, onu tanıyabilmek… insanın kendine borcudur.