Bastırılan Hislerin Beyin ve Sağlık Üzerindeki Görünmeyen Etkileri...
İnsan bazen ağlamamak için gözlerini başka bir noktaya çevirir, öfkesini belli etmemek için dişlerini sıkar, kırıldığını söylemek yerine hiçbir şey olmamış gibi davranır ve içinden yükselen korkuyu susturabilmek için kendisine defalarca güçlü olması gerektiğini hatırlatır fakat dışarıdan bakıldığında sakinlik olarak görülen bu durum, içeride gerçekten sakinleşildiği anlamına gelmeyebilir çünkü duygu yüzümüzde görünmese sesimize yansımasa ve kelimelere dönüşmese bile beynin tehdit algısı, otonom sinir sistemi, kaslar, kalp atışı ve stres hormonları üzerinden bedende yaşamaya devam edebilir. Duyguları bastırmak, bir duygunun varlığını fark ederek ona uygun güvenli ve ölçülü bir tepki vermekle aynı şey değildir sağlıklı duygu düzenleme, insanın öfkesini fark edip hemen saldırganlaşmaması korkusunu tanıyıp paniğe teslim olmaması veya üzüntüsünü kabul ederek işlevlerini sürdürebilmesi anlamına gelirken, bastırma çoğu zaman Bunu hissetmemeliyim Belli edersem zayıf görünürüm Şimdi bununla uğraşamam ya da Kimse benim ne yaşadığımı bilmemeli düşünceleriyle duygunun dışa vurumunu sürekli biçimde engellemek ve zamanla o duygunun kendisini de inkar etmeye çalışmak anlamına gelir. Bilimsel çalışmalarda bu durum çoğunlukla ifade bastırma kavramıyla ele alınır ve kişinin başlamış olan duygusal tepkinin dışarıdan görülmesini engellemeye çalışmasını tanımlar ancak yüz ifadesini, sesi veya davranışı kontrol etmek, duygunun beyinde ve bedende oluşmasını otomatik olarak durdurmaz, tam tersine, duygu başladıktan sonra onu saklamaya çalışmak sürekli zihinsel çaba gerektirebilir ve kişinin dikkat, hafıza ve öz denetim kaynaklarının bir bölümünü tüketebilir.
Beyin, bastırılan duyguyu neden tamamen kapatamaz. Beyin duyguları tek bir merkezde üretmez korku, öfke, üzüntü, utanç ve sevinç gibi duygular, beynin tehdit algılama sistemleri, hafıza ağları, beden duyumlarını izleyen bölgeleri ve karar verme mekanizmaları arasında gerçekleşen karmaşık bir iletişim sonucunda ortaya çıkar, dolayısıyla bir insan yüzünü ifadesiz hale getirse veya konuşmamayı tercih etse bile, beynin o olayla ilgili değerlendirmesi ve bedenin verdiği tepki bir süre daha devam edebilir. Örneğin kişi haksızlığa uğradığında öfkesini bastırabilir, fakat aynı anda kalp atışındaki hızlanmayı, çene ve omuz kaslarındaki gerilmeyi, nefes alışındaki değişimi ve zihninde tekrar tekrar dönen konuşmaları durduramayabilir böylece duygu dışarıya çıkmamış olsa da içeride çalışan sistem kapanmaz ve insan hem duyguyu yaşamak hem de yaşadığını gizlemek için aynı anda enerji harcamaya başlar Buradaki en önemli ayrıntı, bastırmanın duygunun kaynağını değiştirmemesidir insan kendisine Sinirlenmedim dediğinde yaşadığı haksızlık ortadan kalkmadığı gibi, Üzülmedim dediğinde kayıp değersizleşmez, Korkmuyorum dediğinde tehdit algısı otomatik olarak silinmez ve bu nedenle bastırılmış duygu çoğu zaman yok olmak yerine biçim değiştirerek zihinsel yorgunluk, huzursuzluk bedensel gerginlik, ani öfke patlaması veya açıklanamayan bir iç sıkıntısı şeklinde yeniden ortaya çıkabilir
Stres sistemi uzun süre açık kalabilir. İnsan beyni tehdit, çatışma veya yoğun duygusal baskı algıladığında sempatik sinir sistemi üzerinden bedeni harekete geçmeye hazırlayabilir kalp daha hızlı çalışabilir, nefes yüzeyselleşebilir, kaslar gerilebilir ve dikkat tehlike olarak değerlendirilen duruma yönelirken, duygunun sağlıklı biçimde işlenememesi veya sürekli gizlenmesi bu uyarılmışlık halinin uzamasına katkıda bulunabilir Laboratuvar çalışmalarını bir araya getiren meta analizler, duyguları bastırmanın bazı stres görevleri sırasında fizyolojik uyarılmayı artırabileceğini göstermektedir, ancak sonuçların kullanılan ölçüm yöntemine, duygunun türüne, stres durumuna, cinsiyete ve bağlama göre farklılaşabildiği de özellikle vurgulanmaktadır. Bu nedenle Duygusunu bastıran herkes mutlaka kalp hastası olur şeklinde kesin ve korkutucu bir sonuç çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir buna karşılık, uzun süreli duygusal baskının kronik stres, uyku bozulması, hareketsizlik, aşırı yeme, alkol kullanımı sosyal izolasyon ve sağlık kontrollerini ihmal etme gibi başka risklerle birleştiğinde beden üzerindeki toplam yükü artırabileceğini söylemek daha gerçekçi ve bilimsel bir yaklaşımdır.
Kalp ve dolaşım sistemi nasıl etkilenebilir. Yoğun bir duyguyu dışarıya belli etmemeye çalışırken bedenin tamamen sakinleşmediği durumlarda kalp atış hızı, kan basıncı ve damarların stres karşısındaki tepkileri değişebilir bazı deneysel çalışmalar, özellikle öfke gibi yoğun duyguların çaba harcanarak bastırılmasının stres sırasında ve hatta stres sonrasında kardiyovasküler tepkileri etkileyebildiğini göstermiştir. Başka araştırmalar da ifade bastırmayı daha yüksek uzun vadeli kalp damar riskiyle ilişkilendirmiştir, fakat bu bulgular neden sonuç ilişkisini tek başına kanıtlamaz çünkü duygularını sık sık bastıran kişiler aynı zamanda daha fazla stresli yaşam koşuluna daha zayıf sosyal desteğe veya farklı sağlık alışkanlıklarına da sahip olabilir. Duyguların bastırılması ile ölüm riski arasında ilişki bildiren uzun dönemli gözlemsel çalışmalar da bulunmaktadır, ancak araştırmacılar bu alandaki sonuçların karmaşık ve yer yer tutarsız olduğunu belirttiği için, bu tür bulgular bastırmanın doğrudan belirli bir hastalığa veya ölüme neden olduğu biçiminde yorumlanmamalıdır
Kas gerginliği, baş ağrısı ve bedensel yakınmalar. Duygular yalnızca zihinsel deneyimler değildir her duygu bedende bir hazırlık biçimi oluşturur ve kişi öfkelendiğinde çenesini sıkabilir, korktuğunda omuzlarını kaldırabilir, üzüldüğünde göğsünde ağırlık hissedebilir veya kaygılandığında midesinde düğümlenme yaşayabilir, dolayısıyla bu duygular sık sık bastırıldığında kas sistemindeki gerilim de fark edilmeden kronikleşebilir Uzun süren stresin baş ağrısı, kas ağrıları, mide rahatsızlığı, uyku sorunları ve iştah değişiklikleriyle birlikte görülebileceği bilinmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, her baş ağrısını, mide problemini veya bedensel ağrıyı bastırılmış duygulara bağlamamaktır; bu belirtiler çok sayıda tıbbi nedenden kaynaklanabilir ve özellikle yeni başlayan, şiddetlenen veya uzun süren yakınmalar mutlaka sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir, ancak tıbbi tetkiklerde yeterli açıklama bulunamadığında duygusal stresin belirtileri artırıp artırmadığının incelenmesi de önemli olabilir. Duygu düzenleme güçlükleri ile bedensel belirti bozuklukları arasında bağlantılar bildiren sistematik incelemeler bulunmaktadır fakat bu ilişkinin yönü her zaman açık değildir bazı kişiler bedensel belirtiler yaşadığı için duygusal olarak zorlanabilir, bazı kişilerde ise kronik stres ve duygu düzenleme güçlüğü bedensel yakınmaların şiddetlenmesine katkıda bulunabilir
Uyku neden bozulabilir. İnsan yatağa girdiğinde çevresel uyarılar azalır ve gün boyunca ertelenmiş olan düşünceler daha görünür hale gelir gündüz Şimdi düşünmeyeceğim denilerek bastırılan kırgınlıklar, korkular ve tamamlanmamış konuşmalar gece zihnin sessizliğinde yeniden canlanabilir, bu nedenle kişi yorgun olmasına rağmen uyuyamayabilir, gece sık sık uyanabilir veya sabah dinlenmemiş kalkabilir. Duyguyu bastırmak, özellikle zihinsel geviş getirmeyle birleştiğinde aynı olayın tekrar tekrar düşünülmesine yol açabilir; kişi duygusunu açıkça tanımadığı için neye kızdığını, neden üzüldüğünü veya neye ihtiyaç duyduğunu çözemeyebilir ve beyin çözülemeyen meseleyi kapanmamış bir dosya gibi yeniden açmayı sürdürebilir. Uyku bozulduğunda ise duyguları yönetme kapasitesi daha da zayıflayabilir, tahammül düşebilir, kaygı artabilir ve kişi ertesi gün yaşadığı duyguları daha fazla bastırmaya başlayabilir böylece bastırma uykuyu, kötü uyku da duygu düzenlemeyi zorlaştıran bir döngü meydana getirebilir.
Kaygı ve depresyonla ilişkisi. Duygularını sürekli saklayan kişi zamanla ne hissettiğini tanımakta zorlanabilir, çünkü her duygunun üzerine aynı sus komutu konulduğunda korku ile öfke, üzüntü ile tükenmişlik, yalnızlık ile değersizlik birbirine karışabilir ve insan yalnızca genel bir huzursuzluk boşluk ya da iç sıkışması yaşadığını düşünebilir. Çok sayıda çalışma, alışkanlık haline gelen ifade bastırmayı daha fazla kaygı, depresif belirti ve daha düşük psikolojik iyi oluşla ilişkilendirmiştir meta analizlerde de ifade bastırma ile olumsuz ruh sağlığı göstergeleri arasında anlamlı ilişkiler bildirilmiştir. Ancak burada da önemli bir ayrım vardır. Duyguları bastırmak depresyonun tek nedeni değildir ve duygusal sorun yaşayan herkes duygularını bastırdığı için bu duruma gelmez genetik yatkınlık travmatik deneyimler, kronik stres, ekonomik sorunlar, yalnızlık, fiziksel hastalıklar ve yaşam koşulları gibi pek çok etken ruh sağlığını birlikte etkiler.
Hafıza, dikkat ve karar verme üzerindeki görünmez yük. Duyguyu bastırmak aktif bir zihinsel görevdir; kişi bir yandan konuşmayı takip etmeye işini yapmaya veya çevresindekilere normal görünmeye çalışırken diğer yandan yüz ifadesini, ses tonunu, beden hareketlerini ve söylemek istediği kelimeleri kontrol eder, bu nedenle çalışma belleği ve dikkat kaynaklarının bir bölümü sürekli iç denetime ayrılabilir. Bu zihinsel yük özellikle uzun süren çatışmalarda unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, karar verememe ve zihinsel sis hissi oluşturabilir kişi aslında yeterince zeki veya dikkatli olmadığı için değil, beyninin önemli miktarda enerjisini içerideki duygusal hareketliliği saklamaya harcadığı için basit görevlerde bile daha çabuk yorulabilir. Bazı araştırmalar ifade bastırmanın bilişsel kaynakları azaltabildiğini ve sosyal etkileşimlerde kişinin hem kendisini hem de karşısındakini takip etmesini zorlaştırabildiğini göstermektedir
Duygular bastırıldığında ilişkiler neden zayıflar. İnsan ilişkileri yalnızca sözcüklerle kurulmaz yüz ifadeleri, ses tonu, beden dili kırılganlık, empati ve karşılıklı duygusal geri bildirim yakınlığın temel parçalarıdır, bu nedenle sürekli iyiyim diyen, hiçbir şeye kırılmadığını gösteren veya ihtiyaçlarını ifade etmeyen bir kişi dışarıdan güçlü görünse bile çevresindekilerin ona gerçekten ulaşmasını zorlaştırabilir. Karşı taraf açık bir sorun görmediği için destek sunamayabilir, kişi ise kimsenin kendisini anlamadığını düşünerek daha fazla içine kapanabilir böylece bastırma yalnızlığı artırırken yalnızlık da daha çok bastırmaya yol açabilir. Araştırmalar alışkanlık haline gelen ifade bastırmayı daha düşük sosyal destek, daha az yakınlık ve sosyal ilişkilerde daha fazla güçlükle ilişkilendirmektedir. Kaygı veya depresyon yaşayan bireylerde bastırmanın sosyal bağ kurmayı zorlaştırabileceği, hatta terapi ilişkisinin gelişmesini bile etkileyebileceği yönünde bulgular bulunmaktadır
Ani öfke patlamaları ve kontrol kaybı. Bastırılan öfke her zaman yok olmaz bazen doğrudan öfke olarak değil, alaycılık, pasif saldırganlık, ani sabırsızlık, başkalarının küçük hatalarına aşırı tepki gösterme veya kişinin kendisine yönelttiği sert eleştiriler biçiminde ortaya çıkar. İnsan uzun süre sınır koymadığında, rahatsızlığını ifade etmediğinde ve her seferinde idare etmeyi seçtiğinde, küçük bir olay birikmiş duyguların çıkış kapısına dönüşebilir dışarıdan bakanlar tepkinin yalnızca o anki meseleye verildiğini düşünürken, kişi aslında aylar boyunca söylenmemiş sözlerin, görmezden gelinmiş ihtiyaçların ve ertelenmiş çatışmaların toplamını yaşamaktadır. Bu nedenle öfke patlamasının çözümü yalnızca Bir daha sinirlenme demek değildir öfkenin hangi sınır ihlaline, hangi haksızlığa, hangi korkuya veya hangi karşılanmamış ihtiyaca işaret ettiğini anlamak gerekir.
Yeme davranışı ve bağımlılık riski. İnsan bazı duyguları yaşamaya izin vermediğinde, o duygunun oluşturduğu rahatsızlığı hızla azaltacak başka yollar arayabilir aşırı yemek, sürekli telefon kullanmak, kontrolsüz alışveriş yapmak, alkol veya başka maddelere yönelmek, durmadan çalışmak ve kendisini hiç boş bırakmamak bu kaçış yollarından bazıları olabilir. Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağladığı için beyin tarafından ödüllendirilebilir, ancak duygunun asıl nedeni çözülmediğinde aynı rahatlatıcı davranışa tekrar ihtiyaç duyulur ve zamanla kişi aç olduğu için değil gergin olduğu için yiyebilir, eğlendiği için değil düşünmemek için ekrana bakabilir veya çalışkan olduğu için değil durduğunda hisleriyle karşılaşmaktan korktuğu için sürekli çalışabilir.
Duygularını bastıran insanlar bunu neden yapar. Duygu bastırma çoğu zaman kişinin bilinçli olarak seçtiği bir karakter özelliği değil geçmişte hayatta kalmasına, kabul görmesine veya çatışmadan korunmasına yardım etmiş öğrenilmiş bir savunmadır. Çocukken ağladığında susturulan korktuğunda küçümsenen, öfkelendiğinde cezalandırılan veya ihtiyaçlarını söylediğinde reddedilen bir insan zamanla duyguların tehlikeli olduğunu ve ancak görünmez kaldığında güvende olabileceğini öğrenebilir. Bazı ailelerde Erkekler ağlamaz, Güçlü insan üzülmez, Aile içinde yaşanan dışarıya anlatılmaz ya da Büyüklerin yanında ses çıkarılmaz gibi mesajlar, çocuğun duygularını tanımak yerine onları gizlemeyi öğrenmesine yol açabilir. Travma yaşamış kişilerde de duygusal uyuşma veya uzaklaşma dayanılması çok zor deneyimlerle başa çıkmanın geçici bir yolu olabilir kişi hissetmediği için iyileşmiş değildir, fakat sinir sistemi acı verici duygulara erişimi azaltarak o dönemde işlevini sürdürmesine yardımcı olmuş olabilir. İş hayatı, bakım verme sorumlulukları ekonomik baskılar, kayıp dönemleri ve krizler sırasında duyguları geçici olarak geri plana atmak bazen işlevsel olabilir sorun, geçici bir stratejinin kalıcı yaşam biçimine dönüşmesi ve kişinin artık güvenli bir ortamda bile duygusuna ulaşamamasıdır.
Her duyguyu hemen dışa vurmak sağlıklı mıdır. Duyguları bastırmamak, akla gelen her şeyi kontrolsüzce söylemek, öfkeyle bağırmak veya insanları kırmak anlamına gelmez duygu ile davranış aynı şey değildir ve insan öfkesini kabul ederken saldırganlaşmamayı kırgınlığını söylerken karşısındakini aşağılamamayı, korkusunu tanırken hayatını tamamen korkuya teslim etmemeyi öğrenebilir. Ayrıca duyguları bir süreliğine geri plana atmak her zaman zararlı değildir acil durumda sakin kalmak, iş toplantısında tepkiyi ertelemek veya kişinin kendisini güvende hissetmediği bir ortamda duygularını göstermemesi koruyucu olabilir. Araştırmalar bastırmanın etkilerinin kültüre, ilişki ortamına, duygu türüne ve kişinin amacına göre değişebileceğini, dolayısıyla bu stratejinin her durumda ve herkes için aynı ölçüde zararlı kabul edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Asıl risk, bastırmanın tek seçenek haline gelmesi, kişinin duygularını daha sonra güvenli biçimde işleyememesi ve her zorlanmada otomatik olarak kendisini kapatmasıdır.
Duyguları sağlıklı biçimde işlemek ne demektir. İlk adım, duyguyu değiştirmeye çalışmadan önce onu fark etmektir. Kötü hissediyorum demek yerine Kırıldım, Kaygılıyım, Öfkeliyim, Yalnız hissediyorum veya Hayal kırıklığı yaşadım diyebilmek, beynin yaşanan deneyimi daha anlaşılır bir çerçeveye yerleştirmesine yardımcı olabilir. İkinci adım, duygunun bedendeki karşılığını fark etmektir boğazdaki düğüm, göğüsteki sıkışma çenedeki gerginlik veya midede hissedilen rahatsızlık bazen kelimeye dönüşmemiş duygunun ilk işaretidir Üçüncü adım, duygunun verdiği mesajı anlamaya çalışmaktır öfke bir sınır ihlaline, korku tehlike algısına, üzüntü kayba, suçluluk kişinin değerleriyle davranışları arasındaki çatışmaya yalnızlık ise bağ kurma ihtiyacına işaret edebilir. Dördüncü adım, duyguyu güvenli bir kanaldan ifade etmektir güvendiğiniz biriyle konuşmak düşünceleri yazmak, psikolojik destek almak, yürümek, nefes düzenlemek yaratıcı uğraşlara yönelmek ve sınırları açıkça ifade etmek bu kanallardan bazılarıdır. Dünya Sağlık Örgütü de zihinsel iyi oluşu desteklemek için güvenilen biriyle konuşmayı, sosyal bağları korumayı, fiziksel sağlığa özen göstermeyi, düzenli hareket etmeyi ve anlamlı etkinlikleri sürdürmeyi önermektedir
Ne zaman profesyonel destek alınmalıdır. Duyguları tanımakta ciddi güçlük yaşanıyorsa, kişi sık sık kontrolünü kaybediyorsa, bedensel belirtiler günlük hayatı bozuyorsa, uyku ve iştah uzun süre değişmişse, yoğun kaygı, çökkünlük, umutsuzluk veya sosyal geri çekilme haftalarca sürüyorsa psikolog ya da psikiyatri uzmanından destek almak önemlidir. Kişinin kendisine zarar verme düşünceleri varsa yaşamın sürdürülmeye değer olmadığına inanıyorsa veya güvenliğini sağlayamayacağını hissediyorsa bu durum bekletilmemeli, acil sağlık hizmetlerine ve yakın çevrede güvenilir bir kişiye hemen ulaşılmalıdır. Duygular insanı zayıflatan kusurlar değil, beynin ve bedenin çevrede olup bitenleri anlamlandırmak için kullandığı sinyallerdir onları sürekli susturmak bazen günü kurtarabilir, ancak yıllar boyunca aynı yöntemi kullanmak insanın kendi ihtiyaçlarını sınırlarını ve yaşadığı acının kaynağını duymasını zorlaştırabilir. Belki de mesele, her duyguyu kontrolsüzce dışarı çıkarmak ya da hepsini derinlere gömmek arasında seçim yapmak değildir asıl mesele, duygunun varlığını kabul edip onun davranışlarımızı yönetmesine izin vermeden ne anlatmaya çalıştığını anlayabilmektir, çünkü insan duygularını dinlemeyi öğrenmediğinde, zihnin fısıldadığı şeyi beden zamanla daha yüksek bir sesle anlatmaya başlayabilir.