İstanbul’un kalbinde yükselen bu taş kubbe yalnızca bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda havanın, ışığın ve dumanın bile disipline edildiği bir akıl laboratuvarıdır çünkü yüzyıllar boyunca yüzlerce kandilin aynı anda yandığı bir iç mekanda ortaya çıkan is, eğer kontrol altına alınmazsa kubbeyi karartır, hat levhalarını kirletir ve yapının estetik bütünlüğünü bozar, fakat burada duman başıboş değildir, görünmez bir yol haritasına sahiptir. Kandiller yakıldığında ortaya çıkan sıcak hava ve is, fizik kuralları gereği yukarı doğru yükselir ancak Mimar Sinan bunu sıradan bir yükselme hareketi olarak bırakmamış, kubbe içindeki hava akımlarını milimetrik hesaplarla yönlendirmiştir. Kubbenin altında oluşan hava basıncı dengesi, pencere yerleşimleri ve iç mekandaki açıklıklar sayesinde duman belirli bir noktaya doğru sürüklenir ve caminin içinde dağılmak yerine is odası denilen özel bölüme taşınır bu oda, adeta yapının akciğeri gibi çalışır, dumanı içine çeker ve içeride tutar.
Bu sistem, bacası görünmeyen bir baca düzenidir dışarıdan bakıldığında herhangi bir duman çıkışı görmezsin, çünkü amaç yalnızca tahliye değil aynı zamanda toplama ve değerlendirmedir. Toplanan is, rastgele süpürülüp atılmazdı dikkatle biriktirilir, ince elekten geçirilir ve belirli işlemlerden sonra mürekkep yapımında kullanılırdı. Osmanlı hat sanatında kullanılan siyah mürekkep, karbon bazlı olduğu için son derece dayanıklı, ışığa karşı dirençli ve yüzyıllar boyunca rengini koruyabilen bir yapıdadır işte kandil isleri bu karbonun en saf formlarından birini sunuyordu. Bu is, Arap zamkı gibi bağlayıcı maddelerle karıştırılır, belirli kıvama getirilir ve hattatların kaleminde ayetlere, fermanlara, vakfiye belgelerine dönüşürdü böylece bir kandilin dumanı, bir devlet belgesinin harfine, bir cami kitabesinin satırına, bir sanat eserinin çizgisine evrilirdi.
Dumanın yazıya dönüşmesi, teknik olduğu kadar semboliktir de ışık için yakılan ateşin kalıntısı, ilim ve estetik için kullanılan mürekkebe dönüşmektedir.
Mimar Sinan Bunu Neden Yaptı: Bu sorunun cevabı yalnızca temizlik değildir. Sinan, yapının estetik ömrünü uzatmak, kubbe bezemelerini korumak ve caminin iç mekanını sürekli aydınlık tutmak istemiştir. Eğer is kontrol edilmezse, birkaç on yıl içinde kubbe kararır ve sürekli kazıma sıva ve onarım gerekir bu da yapının orijinal dokusunu zedeler. Sinan’ın çözümü ise sürdürülebilir bir sistem kurmaktır. Dumanı yönlendir, biriktir değerlendir ve yapının içinde dolaşım dengesini bozma. Bu yaklaşım yalnızca mimarlık değil, aynı zamanda erken dönem çevre mühendisliğidir.
Sinan’ın askeri mühendislik geçmişi, özellikle havalandırma ve basınç dengesi konusundaki bilgisini geliştirmiştir köprüler, kemerler ve kubbeler inşa ederken akışkan hareketini gözlemlemiş, sıcak havanın davranışını deneyimlemiş ve büyük hacimli mekanlarda hava dolaşımının nasıl kontrol edileceğini öğrenmiştir. Ayrıca daha önce inşa edilmiş camilerdeki kararma sorunlarını görmüş olması muhtemeldir yani bu sistem, bir teoriden çok gözlem ve tecrübenin ürünüdür. Sinan, problemi fark etmiş, dumanın doğasını anlamış ve onu düşman değil, kaynak olarak değerlendirmiştir. İs Odası Bir Atık Alanı mıydı. Hayır, aksine bir dönüşüm merkezidir burada biriken is düzenli aralıklarla toplanır, depolanır ve işlenirdi. Bu uygulama, atığın ekonomiye kazandırılması açısından dönemi için oldukça ileri bir anlayıştır.
Bugün restorasyon çalışmalarında bu odaların varlığı hala görülebilir ve içlerinde yılların birikimi olan ince siyah tabakalar dikkat çeker bu tabakalar yalnızca yanmış yağın kalıntısı değil, aynı zamanda yüzyıllarca süren ibadetin, ışığın ve sanatın tortusudur. Süleymaniye’de is kaybolmaz yönlendirilir, birikir, dönüşür ve yeniden hayata katılır. Bu sistem, mimarlığın yalnızca taş ve kubbe olmadığını, görünmeyen unsurların da tasarımın parçası olduğunu gösterir. Bir kandilin dumanı, kontrol edilmezse karanlık bırakır akılla yönetilirse sanat üretir. Süleymaniye’de duman bile başıboş değildir her zerresi hesaplanmıştır.