İnsan ilişkileri tarih boyunca değişti, dönüştü ve her çağ kendi iletişim biçimini yarattı ancak dijital çağın getirdiği en büyük kırılmalardan biri insanların artık duygularını doğrudan yaşamak yerine çoğu zaman onları ekranların arkasında parçalayarak deneyimlemesidir. Çünkü bugün bir insanın kalbiyle yüzleşmesi, gerçek bir bağın sorumluluğunu taşıması ve tek bir insanın duygusal alanında var olmayı kabul etmesi eskisine göre daha zor görünür zira telefon ekranında parlayan onlarca isim, gelen bildirimler, mesajlaşma uygulamalarındaki sürekli hareketlilik ve sosyal medyada bitmeyen seçenek hissi, bazı insanlara sahte bir özgürlük duygusu verir. Bu yüzden dijital çağda ortaya çıkan yeni bir karakter tipi vardır duygusal kaçaklar. Duygusal kaçak dediğimiz insanlar aslında tamamen duygusuz değildir aksine çoğu zaman bir şeyler hissederler, hatta bazen gerçekten etkilenirler, birine yakınlık duyarlar, onunla konuşmaktan keyif alırlar ve içlerinde küçük bir bağ filizlenmeye başlar. Ancak tam o noktada bir eşik vardır o eşik, duygunun sorumluluğa dönüşme anıdır. Çünkü bir insanı gerçekten sevmek yalnızca hoşlanmak değildir sevmek aynı zamanda netlik, tutarlılık ve cesaret gerektirir. İşte duygusal kaçaklar tam da bu noktada geri çekilir. Hissettikleri duygunun içinde kalmak yerine onu dağıtır, bölüştürür, başka sohbetlere kaçar ve kendilerini sürekli yeni mesajların, yeni yüzlerin ve yeni dikkat kırıntılarının içinde tutarak asıl duygudan uzaklaşmaya çalışırlar.
Bu davranışın arkasında çoğu zaman görünen sebep kafamı dağıtıyorum cümlesidir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bu bir kafa dağıtma değil, duygudan kaçma mekanizmasıdır. Çünkü bir insan birine gerçekten bağlanmaya başladığında, aynı anda bazı korkular da ortaya çıkar reddedilme korkusu, kaybetme korkusu, yeterli olamama korkusu ve en önemlisi savunmasız kalma korkusu. Birini gerçekten sevdiğinizde maskeleriniz incelir, savunma duvarlarınız zayıflar ve karşınızdaki insanın sözleri sizin iç dünyanızı etkileyebilir. İşte bazı insanlar bu kırılganlıktan kaçmak için duygularını derinleştirmek yerine onları yüzeye yayar. Dijital çağ bu kaçışı oldukça kolaylaştırmıştır. Eskiden bir insanın ilgisini dağıtması için gerçek bir sosyal çevreye, fiziksel ortamlara ve zaman alan karşılaşmalara ihtiyacı vardı bugün ise bir telefon ekranında birkaç saniye içinde onlarca insanla iletişim kurulabilir. Bu durum bazı bireylerde seçenek yanılsaması yaratır. İnsan zihni seçeneklerin çok olduğu ortamlarda karar vermekten kaçınma eğilimi gösterir çünkü karar vermek aynı zamanda diğer seçenekleri bırakmak anlamına gelir. Duygusal kaçaklar için tek bir insana yönelmek, diğer ihtimallerin kapısını kapatmak gibi algılanır ve bu yüzden sürekli açık kapılar bırakmayı tercih ederler. Fakat bu davranışın temelinde çoğu zaman sevgi eksikliği değil, onay ihtiyacı vardır. Çünkü sevgi bir bağ kurar, fakat onay bir insanın egosunu besler. Bir mesaj almak, birinin sizi merak ettiğini görmek, birden fazla kişinin sizinle konuşmak istemesi bazı bireylerde geçici bir değer hissi yaratır. Bu his kısa süreli bir dopamin etkisi üretir ve kişi kendini daha önemli, daha çekici veya daha güçlü hissetmeye başlar. Böylece sevgiye yönelmek yerine sürekli ilgi toplamak daha cazip hale gelir. Ancak burada ironik bir durum vardır. Onay arayışı arttıkça içsel boşluk da büyür.
Çünkü onay, kalıcı bir bağ kurmaz yalnızca geçici bir tatmin sağlar. Bu nedenle duygusal kaçakların ilişkileri genellikle belirsizlik içinde ilerler Karşılarındaki insana tam olarak yaklaşmazlar ama tamamen uzaklaşmazlar da. Çünkü tamamen uzaklaşmak, o kişiden gelen ilgiyi kaybetmek anlamına gelir. Bunun yerine gri bir alan yaratırlar ne ilişki vardır ne de tamamen yokluk. Bu belirsizlik, karşı tarafta sürekli bir soru üretir Aslında beni seviyor mu, yoksa sadece oyalıyor mu. İşte duygusal kaçakların en belirgin etkisi burada ortaya çıkar. Onlar çoğu zaman farkında olmadan karşısındaki insanı bir duygusal bekleme odasında tutarlar. Psikoloji açısından bakıldığında bu davranışın kökeni çoğu zaman kişinin geçmiş deneyimlerinde saklıdır. Daha önce yaşanan hayal kırıklıkları, güven sorunları, terk edilme korkusu veya duygusal olgunlaşma eksikliği bazı bireylerin bağ kurma konusunda savunma geliştirmesine neden olur. Böyle insanlar birine gerçekten yakınlaştıklarında içsel bir alarm sistemi devreye girer ve onları geri çekilmeye iter. Bu yüzden bir yandan birine ilgi gösterirler, diğer yandan kendilerini başka sohbetlere ve yüzeysel iletişimlere dağıtırlar. Bu davranış dışarıdan bakıldığında kararsızlık gibi görünür fakat çoğu zaman bu bir duygusal savunma stratejisidir. Ancak dijital çağın en büyük paradoksu burada ortaya çıkar. İnsanlar hiç olmadığı kadar bağlantı kurabiliyor, fakat aynı zamanda hiç olmadığı kadar yüzeysel ilişkiler içinde kalabiliyor. Çünkü ekran üzerinden kurulan iletişim çoğu zaman duygunun derinliğini taşımaz mesajlar hızlıdır, dikkat süresi kısadır ve insanlar gerçek duygularını ifade etmek yerine çoğu zaman daha güvenli görünen yüzeysel bir iletişim biçimini tercih ederler Böylece sevgi yavaş yavaş yerini dijital onay ekonomisine bırakır.
Bu yüzden bugün birçok insan aynı soruyla karşı karşıya kalır: Gerçekten seviliyor muyum, yoksa sadece bir seçenek miyim. Bu soru modern ilişkilerin en sessiz krizlerinden biridir. Çünkü sevgi netlik ister, sorumluluk ister ve kararlılık ister. Bir insan gerçekten sevdiğinde seçenekleri çoğaltmaz, aksine odağını daraltır. Çünkü sevgi bir kalabalık değil, bir yönelimdir. Duygusal kaçakların hikayesi aslında modern insanın içsel çatışmasının bir yansımasıdır. Bir yanda bağ kurma arzusu vardır, diğer yanda özgürlük ve seçenek hissini kaybetme korkusu. Bu iki duygu arasında sıkışan bazı insanlar, gerçek bir ilişki kurmak yerine sürekli yarım kalan yakınlıkların içinde dolaşır. Böylece ne tamamen yalnızdırlar ne de gerçekten birine aittirler. Fakat zamanla ortaya çıkan gerçek şudur ilgi kalabalığı insanın içindeki boşluğu doldurmaz. Onay mesajları bir süre sonra sıradanlaşır, sohbetler yüzeyselleşir ve insan bir noktada gerçek bir bağın sıcaklığını aramaya başlar. Çünkü sevgi, ekrandan gelen bir bildirim değil insanın hayatında yer açtığı bir varlıktır. Bu nedenle dijital çağın en önemli sorularından biri belki de şudur. İnsanlar gerçekten sevilmek mi istiyor, yoksa sadece sürekli hatırlanmak mı. Çünkü sevgi kalıcılık ister, onay ise süreklilik ister. Sevgi bir kalpte yer bulur, onay ise kalabalığın içinde dolaşır. Ve belki de bu çağın en büyük sınavı tam burada gizlidir. Bir insanın hayatında onlarca mesaj olabilir, fakat gerçek bir bağ çoğu zaman yalnızca bir kişide saklıdır. Çünkü sevgi seçeneklerin içinde kaybolan bir duygu değil, seçilen bir duygudur.