Denizanaları, Dünya’nın en eski hayvan gruplarından birinin üyeleridir. Fosil bulguları, denizanası benzeri canlıların 500 milyon yıldan daha uzun süredir denizlerde bulunduğunu gösteriyor. Dinozorlardan yüz milyonlarca yıl önce ortaya çıkan bu canlıların en şaşırtıcı özelliği ise karmaşık görünen yaşamlarını bizim bildiğimiz anlamda bir beyin, kalp veya kemik sistemi olmadan sürdürebilmeleridir.
Denizanalarının vücudunun çok büyük bölümü sudan oluşur. Merkezi bir beyin yerine vücutlarına yayılmış sinir ağı sayesinde ışık, dokunma ve çevresel değişiklikler gibi uyaranlara tepki verebilirler. Kanı pompalayan bir kalbe de ihtiyaç duymazlar; ince vücut yapıları sayesinde oksijen doğrudan dokularına yayılabilir.
En güçlü silahları ise dokunaçlarında bulunan knidosit adı verilen özel hücrelerdir. Bu hücrelerin içindeki mikroskobik yapılar temasla son derece hızlı biçimde harekete geçerek avın yakalanmasına veya canlıyı tehditlerden korumaya yardımcı olur. Türlerin büyük bölümünün sokması insanlar için ciddi tehlike oluşturmazken, bazı türlerin zehri ağır ve hatta ölümcül sonuçlara yol açabilir.
Denizanalarının yaşam döngüsü de oldukça sıra dışıdır. Birçok tür yaşamının bir bölümünü deniz tabanına tutunmuş polip, daha sonraki bölümünü ise suda serbestçe hareket eden medüz formunda geçirir. Daha da şaşırtıcı olan Turritopsis dohrnii adlı türdür. Uygun koşullarda yetişkin evresinden yeniden daha erken bir yaşam evresine dönebilmesi nedeniyle popüler olarak ölümsüz denizanası diye anılır. Ancak bu, hiçbir zaman ölemeyeceği anlamına gelmez, hastalık, avcılar veya çevresel koşullar nedeniyle ölebilir.
Bazı denizanaları biyolüminesans sayesinde karanlık sularda ışık üretebilirken, bazılarının karmaşık görsel yapılara sahip olduğu bilinir. Denizanası, basit görünen vücudunun altında olağanüstü biyolojik özellikler taşıyan bir canlıdır. Beyni yoktur, kalbi yoktur, kemikleri yoktur ama buna rağmen ataları yüz milyonlarca yıldır okyanuslarda yaşamaya devam etmektedir.