Tulum denildiğinde akla çoğunlukla hareketli horonlar, sisli yaylalar ve Doğu Karadeniz’in coşkulu eğlenceleri gelir. Ancak tulum yalnızca insanları oynatan yöresel bir müzik aleti değildir. Yüzyıllar boyunca hayvancılıkla geçinen toplulukların, yaylalar arasında yolculuk eden insanların ve farklı kültürlerin ortak hafızasını taşıyan çok eski bir çalgı ailesinin Anadolu’daki temsilcilerinden biridir. Sesini bir hayvan derisinin içine doldurulan havadan alan tulum, insan nefesini kesintisiz bir ezgiye dönüştürmesiyle diğer birçok nefesli çalgıdan ayrılır.
Tulumun tarihteki yeri
Tulum, dünya genelinde torbalı nefesli çalgılar veya gayda ailesi olarak bilinen geniş bir çalgı grubunun üyesidir. Bu tür çalgıların ilk kez hangi toplum tarafından ve tam olarak hangi tarihte icat edildiği kesin biçimde bilinmemektedir. Hayvan derisinden yapılan hava hazneleri zamanla çürüdüğü için arkeolojik örnekleri günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle tulumun ilk mucidinden söz etmek yerine, benzer çalgıların Mezopotamya, Anadolu, Kafkasya, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Avrupa arasında yüzyıllar boyunca geliştiğini söylemek daha doğrudur. Torba içine doldurulan havanın kamışlı borulara aktarılması düşüncesi, birbirinden uzak coğrafyalarda farklı adlar ve biçimlerle karşımıza çıkar.
Bu çalgıların ilk biçimlerinin çobanlar ve yarı göçebe topluluklar tarafından kullanıldığı düşünülür. Çünkü deri, kamış ve ağaç gibi gerekli malzemeler hayvancılıkla uğraşan insanların kolayca ulaşabileceği maddelerdi. Ayrıca tulumun güçlü sesi, açık arazide, dağlarda ve kalabalık topluluklarda duyulmaya son derece uygundu. Böylece çalgı yalnızca eğlence amacıyla değil, insanları bir araya getiren, yürüyüşlere ritim veren ve yayla hayatının sesini taşıyan bir araç haline geldi.
Tulumun ataları sayılan ilk torbalı çalgılar, bir hayvan derisinin hava deposu olarak kullanılmasıyla ortaya çıktı. Çalgıcı deriyi ağızlık yoluyla şişiriyor, daha sonra koluyla tuluma baskı yaparak içerideki havayı ses borularına gönderiyordu. Bu sistem sayesinde müzisyen nefes almak için durduğunda bile çalgıdan ses çıkmaya devam edebiliyordu. Kesintisiz ses üretme özelliği uzun danslar, toplu eğlenceler ve açık alan icraları bakımından büyük avantaj sağlıyordu.
Tulum başlangıçta büyük ihtimalle bugünkü kadar süslü veya ayrıntılı değildi. Basit bir deri hazne, kamış ve ahşap borulardan oluşan çoban çalgısı zaman içerisinde ustaların elinde geliştirilmiş, bulunduğu bölgenin müzik anlayışına göre farklı biçimler kazanmıştır. Kafkasya’da guda ve gudastviri, Balkanlarda gaida, İskoçya’da bagpipe, Anadolu’nun kuzeydoğusunda ise tulum gibi isimler alan çalgılar aynı temel çalışma prensibini paylaşır.
Tulum neyden yapılır?
Geleneksel tulumun gövdesi çoğunlukla oğlak, keçi, kuzu veya koyun derisinden yapılır. Özellikle oğlak ve keçi derisi, dayanıklı, esnek ve hava tutmaya elverişli olduğu için tercih edilir. Hayvanın derisi karın kısmı parçalanmadan bütün halde çıkarılır. Tüylerin temizlenmesi ve derinin tabaklanmasının ardından açık kalan bölümler sıkıca bağlanarak hava kaçırmayacak bir hazne oluşturulur. Derinin kurumaması ve esnekliğini kaybetmemesi için geleneksel olarak çeşitli yağlar, günümüzde ise gliserin gibi maddeler kullanılabilir.
Tulum temel olarak üç ana bölümden meydana gelir;
Gövde, havanın biriktirildiği deri haznedir. Tulumcu nefesiyle bu bölümü şişirir ve koluyla sıkarak havanın düzenli biçimde ses borularına ulaşmasını sağlar. Dudula veya lülük, çalgıcının tuluma hava üflediği ağızlıktır. Havanın dışarı kaçmasını engelleyen bir düzenek veya icracının diliyle uyguladığı kapatma tekniği bulunur. Nav, tulumun ezgiyi üreten bölümüdür. İçerisinde kamıştan hazırlanan ses verici parçalar yer alır.
Tulumun ayırt edici özelliği, birbirine paralel iki ezgi borusuna sahip olmasıdır. Geleneksel yapımda nav için şimşir gibi sert, dayanıklı ve bölgede yetişen ağaçlar kullanılır. UNESCO’nun tanımında da Türkiye’deki geleneksel tulumun gövde, üfleme borusu ve ezgi borusundan oluştuğu, ezgi borusunda şimşir ağacının kullanıldığı belirtilir.
Tulum Doğu Karadeniz’e nasıl geldi ve kimler tarafından kullanıldı?
Tulumun Doğu Karadeniz’e tam olarak hangi tarihte ve hangi topluluk aracılığıyla geldiğini gösteren kesin bir belge bulunmamaktadır. Bu nedenle tulumu Karadeniz’e şu halk getirdi, biçimindeki kesin açıklamalar tarihsel açıdan güvenilir değildir. Daha olası açıklama, tulumun Anadolu, Kafkasya ve Karadeniz çevresindeki uzun süreli kültürel ilişkiler sonucunda bölgede yerleşmiş olmasıdır.
Doğu Karadeniz, Anadolu’nun iç kesimleri, Kafkasya, Gürcistan, İran ve Karadeniz limanları arasında tarih boyunca bir geçiş alanıydı. Ticaret yolları, yaylacılık hareketleri, göçler ve komşu topluluklar arasındaki kültürel alışveriş, benzer çalgıların farklı bölgelerde yayılmasını sağlamış olabilir. Gürcü gudastviri ve çiboni, Lazcada kullanılan guda, Ermeni parkapzuk, Pontus Rumlarının dankiyo veya tulum adıyla tanıdığı çalgılar arasındaki benzerlikler bu ortak kültür alanının izlerini taşır. Ancak bu benzerlikler tek bir halkın diğerine çalgıyı doğrudan öğrettiğini değil, çalgının çok kültürlü bir coğrafyada birlikte geliştiğini düşündürür.
Türkiye’de tulum özellikle Rize ve Artvin çevresinde yaygındır. Hemşin, Çamlıhemşin, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı, tulum kültürünün en güçlü biçimde yaşadığı merkezler arasında yer alır. Artvin’de Arhavi, Hopa, Borçka ve çevresinde de farklı tulum gelenekleri bulunur. Ayrıca Trabzon’un doğu kesimleri, Erzurum’un İspir ilçesi, Ardahan, Kars, Bayburt ve Gümüşhane’de tulum icrasına rastlanır.
Tulum; Lazlar, Hemşinliler, Doğu Karadeniz Türkleri, bölgede yaşamış Pontus Rumları ve Kafkasya çevresindeki bazı topluluklar tarafından farklı adlarla kullanılmıştır. Bu yüzden tulumu yalnızca tek bir etnik topluluğa ait görmek yerine, Doğu Karadeniz ve Kafkasya’nın ortak kültürel miraslarından biri olarak değerlendirmek daha doğru olur. Her topluluk çalgının repertuvarına, süslemelerine ve icra biçimine kendi müzik anlayışından izler katmıştır.
Tulum nasıl çalınır?
Tulumcu önce dudula adı verilen ağızlıktan üfleyerek deri hazneyi hava ile doldurur. Ardından tulumu genellikle koltuğunun altına alır ve koluyla düzenli baskı uygular. Bu baskı, havanın nav bölümündeki kamışlara ulaşmasını sağlar. Çalgıcı bir taraftan tuluma hava üflemeye devam ederken diğer taraftan parmaklarıyla ezgi deliklerini açıp kapatır.
Tulum çalmak yalnızca güçlü nefes gerektirmez. Asıl zorluk nefes, kol basıncı ve parmak hareketlerinin aynı anda kontrol edilmesidir. Kol baskısı düzensiz olursa sesin gücü değişir, hava fazla verilirse kamışların dengesi bozulabilir. Navın içerisindeki iki ses borusunun birbirine yakın akortta olması gerekir. Geleneksel kamışların sıcaklık, nem ve kullanıma göre değişebilmesi, tulumun akordunu oldukça hassas hale getirir.
Tulumun iki paralel ezgi borusu çoğu zaman aynı ezgiyi küçük farklılıklarla birlikte üretir. Bu yapı, tek bir çalgıdan güçlü ve katmanlı bir ses çıkmasını sağlar. Parmaklar delikleri tamamen kapatabildiği gibi bazı yöresel üsluplarda yarım kapatma, hızlı süsleme ve titreşimli geçişler de kullanılır. Tulumun ezgi alanı birçok modern çalgıya göre sınırlıdır. Ancak bu sınırlılık, ona son derece karakteristik bir ses ve icra biçimi kazandırır.
Tulum, Türk halk müziği içinde nefesli halk çalgıları grubunda değerlendirilir. Ancak Doğu Karadeniz’deki anlamı yalnızca müzikal değildir. Tulumun sesi bir köyün, yaylanın veya topluluğun kimliğini temsil edebilir. Bazı bölgelerde kemençe ne kadar belirleyiciyse, Rize ve Artvin’in bazı kesimlerinde tulum da o kadar belirleyicidir. Çalınan ezginin temposunu, dansçıların hareketini ve eğlencenin genel havasını tulumcu yönlendirir.
Tulumun sesi oldukça güçlü, sürekli ve keskindir. Bu nedenle geleneksel olarak kapalı salonlardan çok açık alanlara uygundur. Elektronik ses sistemlerinin bulunmadığı dönemlerde tek bir tulumcunun yüzlerce kişilik bir topluluğa dans ettirebilmesi, çalgının yayla şenliklerindeki önemini artırmıştır. Tulum aynı zamanda sözlü müziğe de eşlik eder. Bazı geleneklerde çalgı ile insan sesi karşılıklı olarak ezgileri sürdürür. Tulumcu, tulumda biriktirdiği havayı kullanırken kısa vokal bölümler de söyleyebilir.
Günümüzde tulum yalnızca geleneksel halk müziğinde değil, pop, rock, elektronik müzik, caz ve dünya müziği çalışmalarında da kullanılmaktadır. Modern tulumcular farklı tonalarda çalgılar geliştirmekte, tulumu gitar, bateri, bas, bağlama ve elektronik altyapılarla bir araya getirmektedir. Buna rağmen çalgının geleneksel sesi en güçlü biçimde horon ezgilerinde ve yayla havalarında duyulur.
Tulum tarih boyunca yaylalarda, düğünlerde, imecelerde, köy eğlencelerinde, göç yolculuklarında, şenliklerde ve toplu kutlamalarda çalınmıştır. Günümüzde ise kullanım alanı daha da genişlemiştir. Başlıca çalındığı ortamlar ise; yayla şenlikleri ve yayla göçleri, düğünler, nişanlar ve kına geceleri, köy eğlenceleri ve geleneksel festivaller, horon halkaları, kültür ve turizm etkinlikleri, konserler ve halk müziği toplulukları, Karadeniz müziği albümleri, modern müzik ve sahne projeleridir.
Tulumun kültürel önemi uluslararası düzeyde de kabul edilmiştir. Türkiye ile Kuzey Makedonya tarafından hazırlanan, Geleneksel Gayda/Tulum Yapımcılığı ve İcrası dosyası, 2024 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi’ne kaydedilmiştir.
Tulumun en güçlü biçimde eşlik ettiği halk oyunu horondur. Horon kelimesi tek bir oyunu değil, Doğu Karadeniz’de farklı adlar ve figürlerle oynanan geniş bir oyun grubunu ifade eder. Tulumcu oyunun hızını belirler, ağır başlayan ezgiyi giderek hızlandırabilir, ani duruşlar ve geçişlerle horon halkasını yönlendirebilir. Tulum eşliğinde oynanan oyunların adları bölgeden bölgeye değişebilir. Hemşin horonu, Rize horonu, sıksara, düz horon, sallama ve çeşitli yöresel kadın veya erkek horonları tulumla icra edilebilir. Bazı oyunlarda dansçılar omuz omuza veya serçe parmaklarından tutuşarak halka oluşturur. Diz kırmalar, yere doğru eğilmeler, omuz titretmeler, sert ayak vuruşları ve ani doğrulmalar müziğin ritmine göre gerçekleştirilir.
Tulumun kesintisiz sesi, horonun uzun süre durmadan oynanabilmesini sağlar. Müzisyen yalnızca ezgiyi çalan kişi değildir, aynı zamanda topluluğu yöneten bir çeşit oyun lideridir. Çalgının hızlanması dansçıların hareketini sıklaştırır, uzun sesler ise oyundaki geçişleri ve toplu hareketleri belirler.
Tulum repertuvarında çoğunlukla horon havaları, yayla havaları, yol ve göç ezgileri, karşılamalar ve yöresel türküler bulunur. Tulumun ses aralığı sınırlı olduğu için her türkü bu çalgıyla aynı biçimde icra edilemez. Ezgiler, tulumun ses düzenine göre şekillenir ve çoğunlukla kısa motiflerin tekrar edilmesi, hızlı süslemeler ve güçlü ritmik kalıplarla ilerler. Bazı yörelerde tulum yalnız başına çalınırken bazı icralarda davul, kemençe veya insan sesiyle birlikte kullanılabilir. Bununla birlikte geleneksel tulumun güçlü ve yoğun sesi, başka bir çalgıya ihtiyaç duymadan büyük bir horon halkasını taşıyabilir. Modern dönemde ise tulumun sesi Karadeniz türkülerinin yanı sıra film müziklerinde, sahne gösterilerinde ve deneysel müzik çalışmalarında da kullanılmaya başlanmıştır.
Tulum ile gaydanın benzerliği
Tulum ile İskoç gaydası ilk bakışta birbirine oldukça benzer. İkisinde de hava, doğrudan sürekli biçimde üflenmek yerine bir deri veya sentetik torbada biriktirilir. Çalgıcı torbaya koluyla baskı yaparak havayı kamışlı borulara gönderir. Böylece kesintisiz, güçlü ve açık alanda kolayca duyulabilen bir ses ortaya çıkar. Her iki çalgının da tarihsel olarak düğünlerde, törenlerde, danslarda ve toplu etkinliklerde kullanılması dikkat çekici bir başka benzerliktir.
Ancak aralarında önemli farklar vardır. İskoç gaydasında melodiyi çalan borunun yanında sürekli pes ses çıkaran ayrı dem boruları bulunur. Bu uzun borular, ezginin altında değişmeyen kalın bir ses oluşturur. Geleneksel Doğu Karadeniz tulumunda ise genellikle ayrı bir dem borusu yoktur. Bunun yerine birbirine paralel iki ezgi borusu birlikte ses verir. Bu nedenle tulumun sesi daha sıkı, keskin ve hareketli iken İskoç gaydasının sesi ise daha geniş, görkemli ve sürekli bir bas tabakasına sahip olarak duyulur.
Gayda ile tulum aynı büyük çalgı ailesinin iki farklı üyesidir. Biri İskoç yaylalarının, diğeri Doğu Karadeniz dağlarının sesi haline gelmiştir. İkisini birbirine bağlayan temel unsur, insan nefesini bir torbanın içinde saklayarak kesintisiz müziğe dönüştürmeleridir. Fakat tulum, yapısı, çift ezgi borusu, yöresel makam anlayışı ve horonla kurduğu güçlü ilişki sayesinde kendine özgü bir kimlik kazanmıştır. Bu nedenle tulum yalnızca Karadeniz’de çalınan bir müzik aleti değil, yayla yaşamının, toplu hareketin, dayanışmanın ve bölgenin kültürel hafızasının sesidir.