Çölde kardan adam yapmaya çalışmak, ilk bakışta yalnızca absürt bir fikir gibi görünür fakat biraz durup düşündüğünde, insanın hayatı boyunca defalarca içine düştüğü o tanıdık halin neredeyse kusursuz bir metaforudur. Çünkü burada sorun sadece karın olmaması değil, güneşin yakıcılığı, kumun sürekliliği ve ortamın bu çabayı en baştan reddeden doğasıdır.
İnsan bazen bir hedefe öyle bağlanır ki, şartların buna izin vermediğini görmek yerine, bütün enerjisini olmayan şeyi oldurmaya harcar, suyun olmadığı yerde serinlik arar, gölgenin kaçtığı bir coğrafyada serinlemeye çalışır ve her eriyen denemeden sonra biraz daha yorulsa da, belki bu sefer olur diyerek aynı mücadeleyi tekrarlar.
Bu noktada mücadele artık anlamlı bir direnç olmaktan çıkar, inada dönüşür. Emek ilerleme üretmez, çaba sonuç doğurmaz ve yapılan şey, umudu canlı tutmak değil, gerçeği ertelemektir. Çölde kardan adam yapmaya çalışan biri, başarısız olduğu için değil, baştan yanlış yerde ısrar ettiği için tükenir, çünkü bazı zeminler ne kadar iyi niyetli olursan ol, ne kadar çalışırsan çalış, sana istediğini vermez. Boşa mücadele, çoğu zaman çalışmamaktan değil, yanlış şeye çalışmaktan doğar, insan burada asıl acıyı başarısızlıktan değil, harcanan zamandan, tüketilen enerjiden ve geri dönüp baktığında fark ettiği o sessiz kayıptan hisseder. Kardan adamın erimesi can yakmaz, ama onu yapmaya çalışırken geçen yıllar yakar.
Belki de gerçek bilgelik, her mücadeleyi kutsallaştırmakta değil, hangi mücadelenin gerçekten yaşanmaya değer olduğunu ayırt edebilmekte gizlidir. Bazen vazgeçmek zayıflık değil, çölde kar aramayı bırakıp suyu olan yere yürümeyi seçecek kadar cesur olmaktır.