Çocukları korumak, onları sürekli tehlikelerden uzak tutmakla sınırlı bir ebeveyn refleksi değildir; asıl koruma, çocuğun hayatın içinde kaçınılmaz olarak karşılaşacağı zorlayıcı anlarda kendi sınırlarını fark edebilmesini, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilmesini ve gerektiği anda hem ruhsal hem zihinsel hem de fiziksel olarak kendini savunabilecek bir iç dengeye sahip olmasını sağlamaktır. Bugünün dünyasında çocuklar yalnızca fiziksel risklerle değil, görünmeyen ama çok daha derin izler bırakabilen duygusal baskılarla, manipülatif ilişkilerle, zorbalıkla ve değersizlik hisleriyle de karşı karşıya kalırken, onları gerçek anlamda korumanın yolu, dışarıdan sürekli bir kontrol mekanizması kurmak değil, içlerinde sağlam bir “koruma kalkanı” oluşturmalarına rehberlik etmektir.
Bu kalkan, bağırarak üstünlük kurmak ya da saldırganlaşmak değildir; aksine çocuğun “hayır” deme hakkını bilmesi, sınır ihlaliyle karşılaştığında suçluluk duymadan geri çekilebilmesi, korktuğu anda yardım istemeyi bir zayıflık değil bilinçli bir güç olarak görebilmesiyle şekillenir ve zamanla onun kişisel alanını koruyan görünmez ama son derece güçlü bir zırha dönüşür. Çocuklara kendini savunmayı öğretmek, onları sertleştirmek ya da dünyaya karşı kuşku dolu bireyler haline getirmek anlamına gelmez; tam tersine, kendine güvenen bir çocuk, her an tetikte olmak zorunda kalmaz çünkü hangi durumda duracağını, hangi durumda geri çekileceğini ve hangi durumda destek arayacağını içsel olarak bilir.
Bu nedenle çocuklara yalnızca “tehlikelerden uzak dur” demek yeterli değildir; onlara, rahatsız edici bir bakışın, sınır aşan bir dokunuşun, incitici bir sözün ya da baskıcı bir davranışın ne anlama geldiğini yaşlarına uygun bir dille anlatmak, sezgilerine güvenmeyi öğretmek ve içlerinden gelen uyarı sinyallerini bastırmamaları gerektiğini hissettirmek, gerçek korumanın temel taşlarını oluşturur. Aile içinde kurulan güvenli iletişim, çocuğun en güçlü savunma mekanizmasıdır; çünkü kendini anlatabildiğini bilen bir çocuk, yaşadığı bir tehdidi saklamak zorunda kalmaz, korkunun ya da utancın içine hapsolmaz ve böylece zarar verici durumlar büyümeden görünür hale gelir.
Koruma kalkanı aynı zamanda örnekle inşa edilir; ebeveynlerin kendi sınırlarını nasıl savunduğu, hayatta haksızlığa uğradığında nasıl tepki verdiği, başkalarına saygı gösterirken kendilerini nasıl korudukları, çocukların bilinçaltına sessiz ama kalıcı bir eğitim olarak yerleşir ve zamanla onların davranışlarına dönüşür. Çocuklara kendilerini korumayı öğretmek, onları yalnız bırakmak değil, aksine hayata hazırlamaktır; çünkü ebeveynler her an yanlarında olamayabilir, ancak doğru şekilde güçlendirilmiş bir iç kalkan, çocuk nereye giderse gitsin onunla birlikte yürür, onu sessizce korur ve gerektiği anda devreye girer.
Gerçek koruma, korku üzerinden değil farkındalık üzerinden kurulur ve farkındalıkla büyüyen bir çocuk, dünyaya karşı savunmasız değil, dengeli ve güçlü bir duruş geliştirir; işte bu duruş, bir çocuğa verilebilecek en kalıcı güvenlik hediyesidir.