Çin mitolojisinde anlatıldığına göre, Pan Gu adlı efsanevi varlığın bedeni evrenin yapıtaşlarına dönüşmüştür. Teri yağmurları meydana getirirken, soluk alıp verişi rüzgarları oluşturmuş, kanı yeryüzündeki nehirler haline gelmiş, gözlerinden biri Ay’a diğeri ise Güneş’e dönüşerek gökyüzündeki yerini almıştır.
Bu anlatı, Pan Gu’nun yalnızca dünyayı yaratan bir figür değil, bizzat dünyanın kendisi olarak tasavvur edildiğini gösterir. Doğa olayları onun bedensel unsurlarının devamı gibi düşünülür ve evren, tek bir varlığın parçalanarak çoğalmasıyla anlam kazanır. Çin kozmogonilerinde sıkça rastlanan bu bakış açısı, insan ile doğa arasındaki ayrımı keskin çizgilerle ayırmak yerine, her şeyi aynı kaynaktan türemiş bir bütün olarak ele alır.
Pan Gu miti bu yönüyle, evrenin düzeninin bir fedakarlık sonucu kurulduğunu ima eder. Dünya, cansız bir mekan değil, bir varlığın hatırası ve bedensel izleriyle dolu yaşayan bir yapı olarak düşünülür ve bu da mitin yüzyıllar boyunca anlatılmaya devam etmesinin temel nedenlerinden biri haline gelir.