Ceylanın Gözünden Dünya; Aslanın Gözünden Hayat [ 04 Şubat 2026 ]


Ceylanın Gözünden Dünya; Aslanın Gözünden Hayat

Ceylan ile Aslanın Hikayesi, ilk bakışta basit bir doğa masalı gibi görünse de, dikkatle bakıldığında adalet, güç, hayatta kalma, ahlak ve bakış açısı üzerine derin sorular soran, cevabı tek bir noktaya sabitlenemeyen kadim bir anlatıdır; çünkü bu hikayede ne ceylan bütünüyle masumdur ne de aslan bütünüyle zalim, haklılık ise kimin gözünden baktığına göre sürekli yer değiştirir. Bir yanda ceylan vardır; narin bedeniyle, korkuyla atan kalbiyle, suya eğildiği anda bile çevresini kolaçan eden tedirgin bakışlarıyla yaşamaya tutunmaya çalışan bir varlık olarak, onun dünyasında adalet, yaşama hakkıdır, çünkü ceylan için hayat, sürekli tetikte olmak, her an kaçmaya hazır durmak ve hayatta kalabilmek adına hiçbir anı boşa harcamamaktır; ceylanın gözünden bakıldığında aslan, yalnızca aç bir hayvan değil, varlığıyla bile korku yayan, emeği olmayan bir gücün, bir anda her şeyi elinden alabilen bir tehdidin sembolüdür ve bu yüzden ceylan, kendisine saldıran aslanı haksız, acımasız ve adaletsiz olarak görür.

Aslanın dünyası ise bambaşka bir yerden başlar; aslan için hayat, açlıkla, sorumlulukla ve sürüsünü ayakta tutma zorunluluğuyla örülüdür, çünkü o yalnızca kendisi için değil, ardında bekleyen yavrular, paylaşılacak bir av ve korunması gereken bir düzen için de avlanır; aslanın gözünden bakıldığında ceylan, bir “masum” değil, doğanın sunduğu bir denge unsurudur ve avlanmak, keyfi bir şiddet değil, varoluşun kendisidir, zira aslan avlanmazsa aç kalır, aç kalırsa ölür ve onun ölümü, yalnızca bir bireyin değil, bir soyun sona ermesi anlamına gelir. İşte tam bu noktada hikaye, basit bir iyi-kötü ayrımının ötesine geçer; çünkü ceylanın kaçma refleksi ne kadar doğal ve haklıysa, aslanın avlanma içgüdüsü de o kadar doğal ve haklıdır, biri yaşamak için kaçarken diğeri yaşatmak için saldırır ve bu iki hareket, doğanın terazisinde birbirine denk düşer; adalet, burada merhametle değil, dengeyle tanımlanır.

Ancak insan bu hikayeye baktığında, çoğu zaman ceylanın tarafını tutar, çünkü insan zihni kendini güçsüz olanla özdeşleştirmeye daha yatkındır; kaybetme ihtimali yüksek olan, korkan, kaçan taraf bize daha tanıdık gelir ve bu yüzden aslanın gücü çoğu zaman zulüm olarak algılanır, oysa doğa, gücü ahlaki bir ölçütle değil, işlevle değerlendirir ve bu noktada insanın vicdanı ile doğanın yasaları arasında derin bir çatlak oluşur Hikayenin asıl sorusu şudur: Adalet, güçsüzü korumak mıdır, yoksa düzeni sürdürmek mi; ceylanın yaşama hakkı mı önceliklidir, aslanın aç kalmama hakkı mı; bu soruların net bir cevabı yoktur, çünkü cevap, hikayeye nereden baktığınıza göre sürekli değişir ve tam da bu yüzden ceylan ile aslanın hikayesi, tek bir sonuçla bitmez.

Eğer hikayeye bireysel acıdan bakarsanız, ceylan haklıdır; çünkü kaybedecek olan odur, korkan odur, kaçan odur, hayatı elinden alınan odur, fakat hikayeye bütünsel dengeden bakarsanız, aslan haklıdır; çünkü o, doğanın kendisine biçtiği rolü oynar, fazlasını almaz, keyfi davranmaz, yalnızca var olmanın bedelini öder ve ödetir. Belki de bu hikayenin en çarpıcı tarafı şudur: Ceylan ve aslan birbirine düşman değildir, çünkü ikisi de kötülük yapmaz, ikisi de rol yapmaz, ikisi de içgüdüsünü inkar etmez; çatışma, ahlaki değil, varoluşsaldır ve insan bu hikayeyi ahlak terazisine koyduğunda, aslında kendi dünyasındaki güç ilişkilerini, adalet anlayışını ve vicdan çelişkilerini tartışmış olur.

Sonuçta ceylan ile aslanın hikayesi bize şunu fısıldar: Haklılık, mutlak bir yer değildir; bakış açısının durduğu noktadır. Bazen ceylan haklıdır, bazen aslan, bazen de ikisi birden ve belki de en rahatsız edici gerçek şudur ki, doğa çoğu zaman haklıyı değil, dengeyi önemser.