Bu soru ilk bakışta basit gibi görünür ama aslında insanın dünyayla kurduğu ilişkinin merkezine dokunur. Cahillik dediğimiz şey yalnızca bilgi eksikliği değil, aynı zamanda zihnin kendini korumak için kurduğu bir konfor alanıdır ve bu alanın içinde yaşayan insan, çoğu zaman çatışmayı görmez, çelişkiyi fark etmez, kendi inançlarını sınamak zorunda kalmaz, bu yüzden de hayat ona daha pürüzsüz, daha az tehditkar ve daha katlanılabilir görünür.
Bilmeyen insan için dünya sadeleşir, iyi ve kötü keskin çizgilerle ayrılmıştır, nedenler sorgulanmaz, sonuçlar kişisel sorumluluk gerektirmez ve belirsizlik, düşünülmesi gereken bir problem olmaktan çıkıp üstü örtülen bir detay haline gelir, işte bu yüzden cahillik, dışarıdan bakıldığında bir tür mutluluk gibi algılanır, çünkü zihinsel yük azalmış, karmaşa bastırılmış, varoluşun rahatsız edici soruları sessize alınmıştır. Fakat bu noktada kaçırılan şey ise bu halin mutluluk olmadığıdır. Bu sadece düşünsel anestezidir yani acı duyulmamasının sebebi iyileşme değil, hissizleşmedir ve hissizliğin verdiği rahatlık, insanı kısa süreliğine sakinleştirir ama uzun vadede içsel bir boşluk üretir, çünkü insan anlam kurmadan tatmin olamaz.
Bilgi ise bunun tam tersini yapar, insan öğrendikçe dünyanın ne kadar adaletsiz, tutarsız ve kırılgan olduğunu fark eder, kendi değerleriyle gerçeklik arasındaki çatlağı görür, daha önce kesin sandığı düşüncelerin aslında ne kadar göreli olduğunu anlar ve bu fark ediş, doğal olarak huzursuzluk yaratır. Bu yüzden, bilmek mutsuz eder cümlesi sıkça söylenir, çünkü bilgi insanı uykusuz bırakır, kolay cevapları elinden alır ve onu zihinsel bir yalnızlığın içine iter.
Ancak burada çok kritik bir ayrım vardır, bilginin yarattığı bu huzursuzluk boşuna değildir. İnsan ancak bu rahatsızlık sayesinde kendi durduğu yeri seçer, neye inanacağını bilinçli biçimde belirler ve hayatla kurduğu ilişkiyi başkalarının hazır kalıplarına teslim etmeden inşa etmeye başlar. Bilgi mutluluk vaat etmez ama anlam üretir ve anlam, mutluluktan daha dayanıklı bir şeydir.
Aslında mesele cahillik ve mutluluk arasında bir tercih yapmak değildir, mesele konforla derinlik arasında bir seçim yapmaktır, çünkü cahillik konforludur ama yüzeyseldir, bilgi ise zahmetlidir ama köklüdür. Biri insanı geçici olarak rahatlatır, diğeri insanı kalıcı olarak dönüştürür ve insan belli bir noktadan sonra rahat olmaktan çok, kendisiyle tutarlı olmayı ister.
Bu yüzden cahillik insanı güldürebilir, bilgi insanı susturabilir fakat o suskunluğun içinde, sahte bir neşeden çok daha gerçek bir huzurun ihtimali vardır ve insan bir kez bunu tattığında, artık bilmemeye geri dönmek istemez, çünkü bilmemek rahatlatır ama küçültür, bilmek acıtır ama derinleştirir.
Belki de en dürüst cevap şu olabilir; cahillik mutluluk gibi hissettirir, bilgi ise mutsuzluk gibi görünür, fakat uzun vadede cahillik içi boş bir gülümseme bırakırken, bilgi insanın sırtına yük bindirse bile ona bir yön, bir ağırlık ve bir anlam kazandırır ve insan, anlamı olan bir hayatı, rahat ama boş bir hayata tercih eder.