Tunceli denildiğinde birçok insanın aklına ilk olarak sarp dağlar, berrak akarsular ve el değmemiş doğa gelir. Ancak bu eşsiz şehir yalnızca büyüleyici manzaralarıyla değil, binlerce yıllık tarihi, köklü kültürel mirası, kendine özgü yaşam anlayışı ve Anadolu'nun en farklı coğrafyalarından biri olmasıyla da dikkat çeker. Munzur Dağları'nın eteklerine kurulan Tunceli, doğayla insanın birbirine saygı duyduğu zamanın büyük şehirlerdeki kadar hızlı akmadığı ve her mevsimin kendine özgü bir güzellik sunduğu nadir şehirlerden biridir Tunceli'nin tarihi, günümüzden binlerce yıl öncesine kadar uzanır. Bölge tarih boyunca Hititler, Urartular, Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar Selçuklular ve Osmanlı Devleti gibi birçok büyük medeniyetin etkisi altında kalmış, bu nedenle her dönemden izler taşıyan çok katmanlı bir kültürel yapıya kavuşmuştur. Eski dönemlerde dağlık yapısı sayesinde birçok topluluğun doğal sığınağı haline gelen bu topraklar tarih boyunca özgün kültürünü büyük ölçüde koruyabilmiş ender bölgelerden biri olmuştur.
Şehrin en büyük doğal hazinesi ise hiç kuşkusuz Munzur Vadisi ve Munzur Milli Parkı'dır. Türkiye'nin en geniş milli parklarından biri olan bu eşsiz alan, yüzlerce endemik bitki türüne, yabani keçilere, boz ayılara, vaşaklara, kartallara ve çok sayıda doğal yaşam unsuruna ev sahipliği yapmaktadır. İlkbahar aylarında kar sularının erimesiyle birlikte dağlardan süzülen berrak sular, yemyeşil vadilerle birleşerek kartpostalları aratmayan görüntüler oluştururken, yaz aylarında ise serin havasıyla ziyaretçilerine doğayla baş başa unutulmaz anlar yaşatmaktadır. Munzur Çayı ise yalnızca Tunceli'nin değil, Türkiye'nin en temiz akarsularından biri olarak kabul edilir. Kaynağından çıktığı ilk andan itibaren kristal berraklığındaki suyu, rafting tutkunları, doğa fotoğrafçıları ve kamp severler için benzersiz bir ortam oluştururken, çevresindeki bitki örtüsü de bölgeye ayrı bir estetik kazandırmaktadır. Özellikle yaz aylarında çayın kenarında kurulan kamp alanları ve yürüyüş rotaları, doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen ziyaretçilerin en çok tercih ettiği noktalardan biri haline gelmektedir.
Tunceli aynı zamanda inanç turizmi açısından da oldukça özel bir konuma sahiptir. Bölge, yüzyıllardır farklı inanç geleneklerinin yaşatıldığı önemli merkezlerden biri olmuş, ziyaret yerleri, kutsal kabul edilen pınarlar, dağlar ve doğal alanlar yalnızca tarihi değil manevi anlamlarıyla da dikkat çekmiştir. Bu yönüyle şehir, Anadolu'nun kültürel çeşitliliğini en güçlü şekilde yansıtan bölgeler arasında gösterilmektedir. Doğa sporları denildiğinde de Tunceli önemli bir potansiyele sahiptir. Munzur ve Pülümür vadileri trekking, kampçılık rafting, kano, kaya tırmanışı, dağ bisikleti ve doğa fotoğrafçılığı gibi birçok aktiviteye uygun alanlar sunmaktadır. Özellikle son yıllarda doğa turizmine ilgi duyan yerli ve yabancı ziyaretçilerin sayısındaki artış, Tunceli'nin keşfedilmeyi bekleyen doğal güzelliklerini daha geniş kitlelere tanıtmaya başlamıştır.
Şehrin mutfağı ise doğallığın en güzel örneklerinden biridir. Organik üretimin hala güçlü şekilde sürdüğü bölgede yetiştirilen ürünlerle hazırlanan yemekler, katkısız ve doğal lezzetleriyle öne çıkar. Yörede yetiştirilen dağ kekiği, çeşitli otlar, doğal bal, tereyağı ve yerel peynir çeşitleri sofraların vazgeçilmezleri arasında yer alırken, geleneksel tariflerle hazırlanan yöresel yemekler de bölgenin kültürel kimliğini yansıtmaktadır. Özellikle doğal yaylalarda otlayan hayvanlardan elde edilen süt ürünleri ve etler, lezzetleriyle dikkat çekmektedir. Tunceli'nin en dikkat çekici özelliklerinden biri de gökyüzünün berraklığıdır. Işık kirliliğinin oldukça az olması sayesinde özellikle yaz gecelerinde yıldızlar olağanüstü net bir şekilde görülebilir. Şehirden uzaklaşıp yüksek rakımlı noktalara çıkıldığında Samanyolu'nun gözle görülebilecek kadar belirgin hâle geldiği geceler yaşanabilmektedir. Bu durum hem amatör astronomları hem de gökyüzü fotoğrafçılarını bölgeye çeken önemli nedenlerden biridir.
Kış aylarında karla kaplanan dağlar, ilkbaharda rengarenk çiçeklerle bezenen vadiler, yazın buz gibi akan dereler ve sonbaharda sarı ile kızıl tonlarına bürünen ormanlar sayesinde Tunceli yılın her döneminde farklı bir güzelliğe bürünmektedir. Mevsimlerin belirgin şekilde yaşandığı şehir fotoğraf tutkunları için adeta doğal bir açık hava stüdyosu niteliği taşımaktadır. Bugün Tunceli, kalabalık şehirlerden uzaklaşıp doğayla yeniden bağ kurmak isteyenlerin, sessizlik arayanların, temiz hava solumak isteyenlerin ve Anadolu'nun en özgün kültürlerinden birini yakından tanımak isteyenlerin rotasında yer almaya devam etmektedir. Sahip olduğu doğal zenginlikleri, tarihi mirası, kültürel çeşitliliği ve eşsiz coğrafyasıyla Tunceli, yalnızca gezilecek bir şehir değil, aynı zamanda huzurun, doğallığın ve Anadolu'nun bozulmamış ruhunun hissedilebildiği özel bir yaşam coğrafyası olarak ziyaretçilerini kendine hayran bırakmaktadır.