Bozkurt, Türk düşünce dünyasında anlatılan bir efsanenin kahramanı olmanın çok ötesinde, soy fikrinin, yön duygusunun ve hayatta kalma iradesinin sembolleşmiş hali olarak ortaya çıkar; çünkü Asena anlatısı, bir mucizeyi yüceltmek için değil, yok oluşun eşiğinden dönmenin nasıl mümkün olduğunu hatırlatmak için var edilmiştir ve bu yönüyle Bozkurt, kutsanan bir varlık değil, örnek alınan bir bilinç biçimidir. Asena’nın yaralı bir çocuğu kurtarıp büyütmesi, masalsı bir koruma hikayesi gibi okunabileceği kadar, toplumsal hafızada çok daha sert ve gerçekçi bir anlam taşır; bu anlatı, soyun kanla değil iradeyle devam ettiğini, hayatta kalmanın merhametle değil disiplinle mümkün olduğunu ve bir toplumun yeniden ayağa kalkabilmesi için önce yönünü bulması gerektiğini söyler. Bozkurt burada bir anne figürü olmaktan çok, doğru istikameti gösteren bir eşik varlığına dönüşür.
Göktürk zihninde kurt, tapınılacak bir totem değildir; çünkü Türk töresinde tapınılan şeyler insanı edilgenleştirir, oysa Bozkurt insanı harekete çağırır. Kurt, yalnız dolaşır ama sürüsüz değildir; bu, bireysel gücün toplumsal sorumlulukla birlikte var olabileceğini anlatır ve bu yüzden Bozkurt sembolü, hem kağanın yalnız karar alma yükünü hem de boyun kolektif hafızasını aynı anda taşır. Asena efsanesinde dikkat çeken en önemli unsur, kurt ile insan arasındaki ilişkinin bir üstünlük değil, süreklilik ilişkisi olmasıdır; insan kurda dönüşmez, kurt insana dönüşmez, fakat soy onun rehberliğinde yeniden şekillenir. Bu durum, Göktürk sembolizminde gücün bir varlıktan değil, doğru rehberlikten doğduğunu gösterir ve Bozkurt’un neden savaş meydanında değil, daha çok kaya yüzeylerinde, damgalarda ve anlatılarda karşımıza çıktığını açıklar.
Bozkurt, karanlıkta görebilen, sessizlikte hareket edebilen ve en önemlisi yönünü kaybetmeyen bir varlık olarak, Türk kozmolojisinde kaos anlarının rehberidir; bu yüzden bu sembol, bolluk zamanlarında değil, dağılma ve yok olma tehlikesi belirdiğinde hatırlanır. Asena’nın anlamı tam da burada yoğunlaşır: Soy, ancak sınandığında gerçek hafızasını hatırlar. Göktürk yazıtlarının ve damgalarının bulunduğu coğrafyalarda Bozkurt figürünün açıkça değil, ima yoluyla kullanılması da bu bilincin bir parçasıdır; çünkü sembol ne kadar açık olursa, o kadar hızlı tüketilir, oysa Bozkurt’un görevi süslemek değil, uyandırmaktır. Bu nedenle Asena, bağıran bir mit değil, fısıldayan bir uyarıdır.
Semboller Serisi içinde Bozkurt, başlangıç noktasını temsil eder; çünkü bir toplumun kendini yeniden kurabilmesi için önce nereden geldiğini değil, neden hala ayakta olduğunu anlaması gerekir. Asena, geçmişe dönük bir övgü değil, geleceğe yönelik bir sorumluluk çağrısıdır ve bu çağrı, Türk bilincinde hala canlıdır: Yol kaybolduğunda, kurt ortaya çıkar.