Bogomiller; Orta Çağ Avrupa’sında İnanç, İsyan ve Dualist Kozmoloji [ 16 Şubat 2026 ]


Bogomiller; Orta Çağ Avrupa’sında İnanç, İsyan ve Dualist Kozmoloji

10. yüzyılın ortalarında Balkan coğrafyasında, özellikle Bulgaristan sınırları içerisinde ortaya çıkan Bogomil hareketi, yalnızca teolojik bir ayrışma değil, aynı zamanda sosyo politik bir başkaldırı niteliği taşıyan, kökleri erken Hristiyanlık içindeki dualist geleneklere uzanan ve resmi kilise otoritesini açık biçimde sorgulayan radikal bir düşünsel kırılmayı temsil eder bu hareket adını, kaynaklarda bir Bulgar rahip olarak geçen Pop Bogomil’den alır ve Slavca Tanrı’nın dostu anlamına gelen bu isim, hareketin kendisini kurumsal hiyerarşiden ziyade doğrudan ilahi hakikate yakın görme iddiasını sembolize eder.

Bogomillerin ortaya çıktığı dönemde Balkanlar, Bizans etkisi, Slav kültürü ve yerel inanç pratiklerinin iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya sahiptir feodal düzen güçlenmiş, toprak aristokrasisi ve ruhban sınıfı ekonomik ayrıcalıklarını artırmış, köylü halk ise ağır vergiler ve zorunlu hizmetler altında ezilir hale gelmişti ve tam da bu noktada Bogomil öğretisi, hem dünyevi hiyerarşiye hem de kilisenin maddi zenginliğine karşı eleştirel bir ses olarak yükselmiştir.

Bogomil inancının merkezinde keskin bir dualizm yer alır buna göre evren, mutlak iyi olan Tanrı ile kötülüğü temsil eden düşmüş bir varlığın   kimi metinlerde Satanael olarak geçen figürün  çatışması sonucu şekillenmiştir ve maddi dünya, bu kötücül ilkenin ürünü olarak görülmüştür bu nedenle beden, mülkiyet, dünyevi zenginlik ve hatta kurumsal kilise yapısı bile şüpheyle karşılanmış, gerçek kurtuluşun maddeden uzaklaşmak ve ruhsal saflığa yönelmekle mümkün olacağı savunulmuştur. Bu kozmoloji, erken dönem Gnostik akımlarla belirgin paralellikler taşır özellikle maddeyi kusurlu ve geçici kabul eden anlayış, kurtuluşu bilgiye  yani gnosis’e  bağlayan eski düşünce damarını hatırlatır ancak Bogomiller bunu Slav dünyasının sosyal gerçekliğiyle birleştirerek daha halkçı ve pratik bir form kazandırmışlardır.

Bogomiller, resmi Ortodoks kilisesinin sakramentlerini, ikonalarını ve hiyerarşik yapısını reddetmiş, görkemli ibadethaneler yerine sade toplantılar düzenlemiş ve ruhban sınıfının aracı konumunu gereksiz görmüşlerdir onların gözünde Tanrı’ya ulaşmak için papazlara, zengin manastırlara ya da gösterişli ayinlere ihtiyaç yoktur, çünkü hakikat insanın içindedir ve ilahi olan doğrudan deneyimlenebilir. Bu düşünce, dönemin siyasal yapısı açısından son derece tehlikeliydi zira Orta Çağ’da din yalnızca ruhsal bir alan değil, aynı zamanda toplumsal düzenin meşruiyet kaynağıydı ve kiliseyi sorgulamak, dolaylı olarak feodal düzeni de sorgulamak anlamına geliyordu bu nedenle Bogomiller, hem Bizans otoriteleri hem de yerel yöneticiler tarafından sapkın ilan edilmiş, takip edilmiş ve cezalandırılmıştır.

Bogomil hareketi yalnızca Bulgaristan’la sınırlı kalmamış, Balkanlar üzerinden Bosna Hersek ve Dalmaçya bölgesine yayılmış, hatta kimi tarihçiler tarafından Batı Avrupa’daki Katar hareketiyle düşünsel bağlar kurulduğu ileri sürülmüştür özellikle Güney Fransa’da 12. ve 13. yüzyıllarda ortaya çıkan dualist toplulukların, Balkan kökenli öğretilerden etkilenmiş olabileceği yönünde akademik tartışmalar bulunmaktadır. Her ne kadar bu etkileşimin doğrudan ve kesintisiz bir hat üzerinden gerçekleştiğini kanıtlamak zor olsa da, fikirlerin göçebe olduğu ve ticaret yolları, göçler ve misyonerlik faaliyetleri aracılığıyla dolaşıma girdiği gerçeği göz önüne alındığında, Bogomil düşüncesinin Avrupa entelektüel tarihinde iz bırakmış olması şaşırtıcı değildir.

Bogomil hareketi yalnızca metafizik bir sistem değil, aynı zamanda sade yaşamı, mülkiyetsizliği ve eşitliği savunan bir etik duruşu temsil ediyordu dünyevi zenginliğe mesafe koymaları, onları yoksul halk arasında cazip kılmış, ancak aynı tavır yönetici elitler için tehdit oluşturmuştur  bu nedenle hareket, zaman zaman yeraltına itilmiş, metinleri yakılmış ve takipçileri baskı altına alınmıştır. Burada dikkat çekici olan nokta, Bogomillerin yalnızca teolojik bir ayrışma değil, bir bilinç tavrı geliştirmiş olmalarıdır çünkü onların dünyasında gerçek savaş, dış düşmanla değil, insanın içindeki maddi bağımlılıkla verilmelidir ve kurtuluş, dünyevi iktidarın değil ruhsal arınmanın alanında aranmalıdır.

Bugün Bogomiller hakkında bildiklerimiz, büyük ölçüde onları eleştiren ya da mahkum eden Ortodoks ve Katolik kaynaklardan gelmektedir bu da anlatının çoğu zaman karşıt bakış açısıyla şekillenmiş olduğu anlamına gelir ve bu nedenle tarihçi için asıl mesele, metinlerin satır aralarında saklı olan sesi ayıklayabilmektir çünkü her sapkın etiketi, aynı zamanda egemen düzenin korkusunu da yansıtır. Bogomiller, zamanla örgütsel güçlerini kaybetmiş, siyasi baskılar ve dini kovuşturmalar sonucunda görünürlüklerini yitirmiştir ancak onların temsil ettiği düşünsel damar, yani kurumsal din eleştirisi ve ruhsal doğrudanlık arayışı, farklı dönemlerde ve farklı coğrafyalarda yeniden ortaya çıkmıştır.

Bogomiller, Orta Çağ’ın katı dogmatik atmosferinde bireysel inanç özgürlüğünü, sade yaşamı ve ruhsal saflığı savunan bir hareket olarak tarihe geçmiştir onlar belki siyasi bir devrim yapmadılar, ancak düşünsel bir gedik açtılar ve o gedikten sızan fikirler, Avrupa’nın entelektüel tarihinde iz bıraktı. Ve belki de asıl soru şudur. Bir hareket gerçekten yok olur mu, yoksa yalnızca isim değiştirerek başka çağlarda yeniden mi doğar?