Bir Kadının “Hayır” Demesiyle Başlayan Tarih [ 28 Ocak 2026 ]


Bir Kadının “Hayır” Demesiyle Başlayan Tarih

Lilith’in hikayesi, insanlık tarihinin en eski ve en rahatsız edici anlatılarından biridir; çünkü bu hikaye, düzenin nasıl kurulduğunu değil, düzenin neyi dışarıda bırakmak zorunda kaldığını gösterir. Lilith, Tevrat’ın kanonik metinlerinde açıkça yer almaz; onun adı daha çok Talmud, Midraşlar ve Mezopotamya kökenli efsanelerde karşımıza çıkar ve bu bile başlı başına anlamlıdır, çünkü Lilith’in varlığı, kutsal metinlerin merkezinde değil, kenarlarında, gölgelerinde ve bastırılmış alanlarında yaşamaya devam eder.

Anlatıya göre Lilith, Adem’le aynı anda ve aynı maddeden yaratılmıştır; bu detay son derece kritiktir, çünkü Havva’nın Adem’in kaburgasından yaratılması anlatısından önce gelen bu versiyon, kadın ve erkeğin ontolojik olarak eşitliğini ima eder. Lilith bu eşitliği yalnızca bilmekle kalmaz, yaşamak ister ve işte çatışma tam da burada başlar. Adem’in üstünlük talebi, yalnızca fiziksel ya da toplumsal bir hiyerarşi değil, kozmik bir düzenin yeryüzündeki yansımasıdır ve Lilith bu düzene itiraz eden ilk bilinçtir.

Lilith’in “itaatsizliği” çoğu anlatıda basit bir başkaldırı gibi sunulsa da, aslında bu bir ahlaki krizdir; çünkü Lilith, kendisine biçilen rolü sorgular ve şu soruyu sorar: Eşit yaratılan bir varlık neden boyun eğmelidir. Bu soru, yalnızca Adem’e değil, Tanrı’ya yöneltilmiş bir sorudur ve mitolojik düzlemde bu, affedilmesi zor bir cüreti temsil eder. Lilith’in cenneti terk edişi bu nedenle bir sürgün değil, bilinçli bir kopuştur; o, özgür olmadığı bir cenneti, itaatle kutsallaştırılmış bir mutluluğa tercih etmez.

Bu kopuştan sonra Lilith’in anlatısı karanlıklaşır, çünkü mitler çoğu zaman düzeni terk edenleri cezalandırmak zorundadır. Lilith artık özgür bir bilinç değil, demonize edilmiş bir figürdür; çocukları öldüren, geceleri dolaşan, erkekleri baştan çıkaran bir varlığa dönüştürülür. Bu dönüşüm, tarih boyunca tekrar eden bir mekanizmanın ilk örneğidir: Kontrol edilemeyen kadın figürü, ahlaki tehdit olarak kodlanır. Lilith’in şeytanlaştırılması, onun özgürlüğünden değil, bu özgürlüğün başkalarına ilham verme ihtimalinden duyulan korkudan kaynaklanır.

Lilith aynı zamanda annelik mitine de meydan okur; çünkü o, kadınlığın yalnızca doğurganlıkla tanımlanmasına karşı durur. Onun “çocuk düşmanı” olarak betimlenmesi ironiktir; zira burada cezalandırılan şey anneliği reddetmesi değil, anneliğin zorunlu bir kader olmadığını ima etmesidir. Bu yönüyle Lilith, bedenini ve kaderini sahiplenen ilk arketip olarak okunabilir. O, seçer, sınır çizer, gider ve bu “gitme” eylemi, mitolojik anlatılarda en büyük suçlardan biridir.

Modern feminizm Lilith’i bir sembol haline getirirken, onu romantize etmekten çok, tarihsel bir bilinç kırılması olarak ele alır; çünkü Lilith, patriyarkanın henüz adının konmadığı bir çağda bile, sistemin zayıf noktasını açığa çıkarmıştır. Onun hikayesi bize şunu gösterir: Düzen, itaat edenleri kutsar, sorgulayanları ise ya susturur ya da canavarlaştırır. Lilith bu yüzden hala rahatsız edicidir; çünkü o, “başka türlü bir mümkünlük” ihtimalini temsil eder.

Bugün Lilith, yalnızca feminizmin değil, bireysel özgürlük arayışının da simgesidir; sevilmek için küçülmeyen, ait olmak için eğilmeyen ve kutsal bile olsa adaletsiz olan her şeyi terk edebilen bir bilinci temsil eder. Onun mirası, bir slogan ya da ideoloji değil, zihinsel bir eylemdir: Sorgulamak. Çünkü Lilith’in asıl günahı itaatsizlik değil, farkındalıktır.

Belki de bu yüzden Lilith hala anlatılır, hala tartışılır ve hala korkutucudur; çünkü o bize şunu hatırlatır: Cennet, adalet yoksa kutsal değildir. Ve özgürlük yoksa, hiçbir düzen masum değildir.