İlişkileri Bitiren En Büyük Hata Sınırların Yok Olması...
İnsanların ilişkilerde yaptığı en büyük hatalardan biri, sevgiyi bütün benliğini teslim etmekle karıştırmasıdır oysa sevgi iki insanın birbirini tamamlamasıdır, birbirinin yerine geçmesi değil. Birçok insan ilişkiye başladığı ilk günlerde farkında olmadan kendi alışkanlıklarından, kendi arkadaş çevresinden, kendi hobilerinden, kendi hayallerinden, hatta zamanla kendi karakterinin bazı parçalarından bile vazgeçmeye başlar ve bunu fedakarlık zanneder. Fakat zaman ilerledikçe bu fedakarlık, sevginin büyümesini değil kişiliğin küçülmesini sağlar. Çünkü insan kendi sınırlarını kaybettiği anda, karşı taraf istemese bile ilişkinin bütün dengesi değişmeye başlar. İlişkinin ilk zamanlarında Her şeyi birlikte yapalım. Sensiz hiçbir yere gitmek istemiyorum. Bütün zamanım senin olsun gibi romantik görünen davranışlar, kısa vadede mutluluk hissi verse de uzun vadede iki insanın birbirinin nefes alanını daraltmasına neden olabilir. Çünkü her insanın yalnız kalabildiği, düşünebildiği, kendi kararlarını alabildiği ve kendi hayatını yaşayabildiği bir alanı olmalıdır Sevgi, bu alanları yok etmek için değil, o alanlara güven duyabilmek için vardır.
İnsan bütün benliğini karşı tarafa teslim ettiğinde, karşı taraf onun hangi sözlerden etkilendiğini, hangi korkulara sahip olduğunu, hangi eksiklerinin bulunduğunu ve hangi duygusal boşluklarının olduğunu zamanla öğrenir. Sağlıklı ilişkilerde bu bilgiler birbirini korumak için kullanılırken, sağlıksız ilişkilerde ise bazen farkında olmadan, bazen de bilinçli şekilde yönlendirme aracına dönüşebilir. Bir tartışmada söylenen tek bir cümle bile, yıllarca anlatılan sırların veya zayıf noktaların kullanılmasına neden olabilir. İşte tam da bu yüzden sınırlar sadece mesafe koymak değildir aynı zamanda kişiliğini koruyabilme becerisidir. Sevginin olduğu yerde saygı da varsa, insanlar birbirlerinin hayatına müdahale etmek yerine o hayata değer katmaya çalışırlar. Fakat sınırlar ortadan kalktığında, zamanla beklentiler artar, beklentiler arttıkça hayal kırıklıkları büyür ve büyüyen hayal kırıklıkları sevginin önüne geçmeye başlar. Çünkü insan sürekli ulaşabildiği şeylerin değerini fark etmekte zorlanabilir. Bu durum sevgisizlikten değil, insan psikolojisinin alışma eğiliminden kaynaklanır. Sürekli ulaşılabilir olmak bazen fark edilmeden değerin görünmezleşmesine yol açabilir.
Ayrılıklar yaşandığında ise en büyük acıyı çoğu zaman gerçekten çok seven insanlar değil, bütün kimliğini ilişkiye bağlayan insanlar yaşar. Çünkü onlar yalnızca bir insanı kaybetmez aynı zamanda günlük düzenlerini, alışkanlıklarını, gelecek planlarını, sosyal çevrelerini ve hatta kendi benlik algılarını da kaybettiklerini hissederler. İşte bu yüzden ayrılıktan sonra yaşanan karanlık dönem bazen insana Onsuz yaşayamam. duygusunu yaşatır. Oysa gerçekte eksik olan kişi değil, uzun süre ihmal edilen kendi hayatıdır. Bir ilişkinin bitmesi hayatın bitmesi değildir. Ancak insan bütün hayatını tek bir kişinin etrafında inşa etmişse, o kişi gittiğinde geriye koca bir boşluk kalır Bu boşluğu oluşturan şey sevginin büyüklüğü değil kişinin kendi hayatını zaman içinde küçültmüş olmasıdır. Kendi hedeflerini dostluklarını, üretkenliğini, kişisel gelişimini ve bireysel mutluluğunu koruyan insanlar ise ayrılık yaşasalar bile zamanla yeniden ayağa kalkabilirler. Çünkü onların üzerine basabilecekleri sağlam bir zemin hala vardır.
Sağlıklı ilişkilerde biz olmak kadar ben kalabilmek de büyük bir olgunluktur. Birbirine güvenen insanlar, birbirlerinin yalnız kalmasına arkadaşlarıyla vakit geçirmesine, kendi ilgi alanlarını sürdürmesine ve kişisel hedeflerinin peşinden gitmesine tehdit gözüyle bakmaz Tam tersine, gelişen iki bireyin kurduğu ilişki de gelişmeye devam eder. Çünkü güçlü ilişki, iki eksik insanın birbirine tutunmasıyla değil iki güçlü insanın birbirine eşlik etmesiyle kurulur. Gerçek sevgi, özgürlüğü yok eden değil, özgürlüğe saygı duyan sevgidir. Gerçek bağlılık, insanı kendisinden uzaklaştıran değil, kendisine daha da yakınlaştıran bağlılıktır. Bir insan sizi seviyorsa, sizin kendi hayatınızı yaşamanızdan korkmaz. Siz de onu seviyorsanız, onun bireyselliğini tehdit olarak görmezsiniz. İşte ilişkinin gerçek olgunluğu tam da burada başlar.
Bu yüzden bir ilişkiye girerken kalbinizi açabilirsiniz ama bütün kimliğinizi teslim etmeyin. Sevin, değer verin, emek gösterin, fedakarlık yapın fakat kendinizden vazgeçmeyin. Çünkü sınırların olduğu yerde saygı büyür, saygının olduğu yerde güven güçlenir, güvenin olduğu yerde ise sevgi zamanın yıpratamadığı en sağlam bağlardan birine dönüşür. İnsan sevdiğiyle bir hayat kurabilir fakat o hayatın temel direklerinden biri her zaman kendi benliği olmalıdır. Aksi halde yıkılan yalnızca ilişki değil, insanın kendisi de olur.