Günümüzde gelinlik denildiğinde akla ilk olarak beyaz renk gelir. Oysa bu durum sanıldığı kadar eski bir gelenek değildir. Yüzyıllar boyunca Avrupa'nın birçok bölgesinde kadınlar düğünlerinde kırmızı, mavi, altın sarısı, yeşil ve hatta siyah gibi farklı renklerde kıyafetler giyiyordu. Gelinler çoğu zaman kendileri için özel bir gelinlik diktirmek yerine sahip oldukları en gösterişli elbiseyi tercih ediyordu. Beyaz ise kolay kirlenen ve pahalı bir renk olduğu için oldukça nadir kullanılıyordu.
Her şey 1840 yılında İngiltere Kraliçesi Victoria'nın düğünüyle değişti. Kraliçe Victoria, dönemin alışılmış renkleri yerine sade ama gösterişli beyaz bir gelinlik giymeyi tercih etti. Düğüne ait gravürler ve gazetelerde yayımlanan çizimler kısa sürede Avrupa'nın dört bir yanında ilgi gördü. Aristokrat aileler bu yeni modayı benimsemeye başladı ve beyaz gelinlik zamanla zarafetin, saflığın ve prestijin simgesi haline geldi.
Sanayi Devrimi'nin etkisiyle tekstil üretiminin hızlanması ve fotoğrafçılığın yaygınlaşması da bu modanın kalıcı olmasını sağladı. Ünlü kişilerin düğün fotoğrafları daha geniş kitlelere ulaştıkça beyaz gelinlik neredeyse evrensel bir düğün geleneğine dönüştü. Böylece tek bir düğün tercihi, dünya genelinde milyonlarca insanın benimsediği kültürel bir sembole dönüştü.
Buna rağmen dünyanın her yerinde beyaz gelinlik kullanılmaz. Hindistan'da kırmızı, Çin'de kırmızı ve altın tonları, bazı Afrika ülkelerinde ise rengarenk geleneksel kıyafetler düğünlerin vazgeçilmez parçalarıdır. Bu durum, gelinlik renginin aslında kültürel bir tercih olduğunu ve tek bir doğru bulunmadığını gösterir.
Bugün beyaz gelinlik birçok kişi tarafından yüzyıllardır değişmeyen bir gelenek gibi görülse de, gerçekte bu moda yalnızca yaklaşık iki asırlık bir geçmişe sahiptir. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca düğünü etkileyen bu değişim, tarihte tek bir kişinin tercihinin küresel moda anlayışını nasıl değiştirebildiğinin en dikkat çekici örneklerinden biridir.