Kendin olmanın farkına varmak çoğu zaman yanlış etiketlenen, aceleyle “bencillik” rafına kaldırılan bir uyanıştır; oysa burada asıl olan başkalarını küçümseyerek yükselmek değil, kendini inkar ederek yok olmamayı öğrenmektir ve bu iki hal birbirine uzaktan bakıldığında benzer gibi görünse de özlerinde tamamen zıt yönlere akar. Kendini seven insan, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilen insandır; bu sınırlar başkalarına duvar örmek için değil, kendi iç düzenini korumak için vardır ve dışarıdan bakıldığında bu netlik, bu “hayır” diyebilme hali, çoğu zaman rahatsız edici bulunur çünkü sınır koyan insan, karşısındakine aynasını tutar ve herkes aynaya bakmayı sevmez.
Bencillik, yalnızca kendi çıkarını merkeze alıp başkalarının varlığını araçsallaştırmakla ilgilidir; özsaygı ise tam tersine, hem kendinin hem de başkasının insan olduğunu kabul eden sessiz bir denge kurma çabasıdır ve bu dengeyi kurabilen insan, başkasının alanına izinsiz girmediği gibi kendi alanının da ihlal edilmesine izin vermez. Ukalalık gibi görünen duruşların büyük bir kısmı, aslında uzun süre kendini savunmak zorunda kalmış insanların geliştirdiği bir kabuktur; ses biraz yüksek, duruş biraz serttir ama bunun altında çoğu zaman “kendimi korumazsam yok sayılacağım” korkusu yatar ve bu korku, empatiyle okunduğunda kibir değil, yorgunluk olarak görünür.
Özsaygı olmadan başkasına duyulan saygı, samimi bir değer değil, alışkanlığa dönüşmüş bir itaattir; kişi kendini değersiz hissettiğinde karşısındakini ya aşırı yüceltir ya da gizlice küçümser, çünkü iç dengesi olmayan bir zihin sağlıklı bir eşitlik kuramaz ve bu eşitsizlik ilişkilerin görünmez çatlaklarını oluşturur. Kendine saygı duyan insan, başkasına saygıyı borç olarak değil, doğal bir refleks olarak yaşar; çünkü kendi varlığını kabul etmiş biri, başkasının varlığını tehdit olarak algılamaz, kıyas yapmaz, üstünlük aramaz, yalnızca yerini bilir ve bu bilme hali sessiz ama güçlü bir duruş yaratır.
Bu yüzden kendin olmanın farkına varmak bencillik değil, içsel bir sorumluluktur; insan önce kendine dürüst olmadıkça kimseye gerçekten adil olamaz, önce kendini ciddiye almadıkça kimseyi içtenlikle ciddiye alamaz ve özsaygı tam da bu noktada, ilişkilerin görünmeyen omurgası olarak sessizce ayakta durur.