Aziz Sancar: Nobel’e Uzanan Bir Bilim Yolculuğu [ 09 Ağustos 2026 ]


Aziz Sancar: Nobel’e Uzanan Bir Bilim Yolculuğu

Aziz Sancar’ın hikayesi yalnızca Nobel Ödülü kazanan bir bilim insanının biyografisi değildir. Türkiye’nin küçük bir ilçesinde başlayan eğitim hayatının, yıllar süren laboratuvar çalışmalarının ardından bilim dünyasının en büyük ödüllerinden birine ulaşmasının hikayesidir.

Aziz Sancar, 8 Eylül 1946’da Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya geldi. Kalabalık bir ailenin çocuğuydu. Anne ve babası örgün eğitim almamış olmalarına rağmen çocuklarının eğitimine büyük önem veriyordu. Sancar’ın ilerleyen yıllarda anlattığı yaşam öyküsünde ailesinin çalışkanlık ve eğitime verdiği değer önemli bir yer tuttu. Çocukluk ve gençlik yıllarında bilimin yanında futbolla da yakından ilgilendi. Kalecilik yaptı ve gençlik döneminde futbol konusunda ciddi hedefleri vardı. Ancak hayatının yönünü değiştirecek alan spor değil, bilim olacaktı. Başarılı eğitim hayatının ardından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi ve 1969 yılında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından bir süre memleketi Savur’da hekimlik yaptı. Böylece kariyerine doğrudan laboratuvarda değil, hastaları tedavi eden bir doktor olarak başladı.

Sancar’ın ilgisi zamanla temel bilimlere, özellikle biyokimyaya ve moleküler biyolojiye yöneldi. Araştırma yapmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. İlk yılları kolay değildi. Yeni bir ülkeye ve bilimsel çalışma ortamına uyum sağlamak zorunda kaldı, akademik yolculuğunda çeşitli güçlüklerle karşılaştı. Daha sonra University of Texas at Dallas bünyesinde moleküler biyoloji alanında doktora yaptı. Doktora çalışmalarında DNA’nın ultraviyole ışınlarının yol açtığı hasarı nasıl onardığı üzerinde yoğunlaştı. Özellikle fotoliyaz enzimi üzerine yaptığı araştırmalar, ileride yaşamının merkezine yerleşecek DNA onarımı çalışmalarının temelini oluşturdu. 1977’de doktorasını tamamladıktan sonra araştırmalarına devam etti. Yale Üniversitesi’nde DNA onarım mekanizmaları üzerinde çalıştı. Bilimsel kariyerinin ilerleyen döneminde ise University of North Carolina at Chapel Hill bünyesine katıldı ve burada uzun yıllar araştırmalarını sürdürdü.

İnsan vücudundaki DNA sürekli olarak çevresel etkenlerin ve hücresel süreçlerin oluşturduğu hasarlarla karşılaşır. Güneşten gelen ultraviyole ışınları, bazı kimyasallar ve hücre metabolizması DNA üzerinde değişikliklere neden olabilir. Eğer hücreler bu hasarları düzeltemeseydi mutasyonlar birikebilir ve kanser başta olmak üzere ciddi biyolojik sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Sancar’ın bilimsel kariyerinin en önemli bölümü, hücrelerin bu hasarı nasıl fark edip nasıl onardığını anlamaya yönelik araştırmalardan oluştu. Özellikle nükleotid eksizyon onarımı (nucleotide excision repair) mekanizmasının moleküler düzeyde anlaşılmasına önemli katkılar sağladı. Bu sistemde DNA’nın hasarlı bölümü tanınır, belirli bir parça kesilip çıkarılır ve oluşan boşluk sağlam DNA dizisi örnek alınarak yeniden doldurulur. Sancar ve çalışma arkadaşlarının yıllar boyunca yürüttüğü çalışmalar, bu karmaşık mekanizmanın nasıl işlediğinin ayrıntılı biçimde anlaşılmasına katkıda bulundu. Ancak çalışmaları yalnızca bununla sınırlı değildi. Fotoliyazlar, DNA onarımı, hücrenin biyolojik saati olarak bilinen sirkadiyen ritim ile DNA hasarı arasındaki ilişkiler ve kanser tedavileriyle bağlantılı moleküler süreçler üzerine de önemli araştırmalar gerçekleştirdi.

Yıllarca laboratuvarlarda devam eden çalışmaların ardından 2015 yılında bilim dünyasının en büyük haberlerinden biri geldi. Aziz Sancar, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü. Nobel Komitesi ödülün gerekçesini üç bilim insanının DNA onarımının mekanistik çalışmalarına yaptıkları katkılar olarak açıkladı. Sancar böylece Orhan Pamuk’tan sonra Nobel Ödülü alan ikinci Türkiye doğumlu isim ve Nobel alan ilk Türk bilim insanı oldu. Ödül yalnızca kişisel kariyerinin zirvesi değildi. DNA’nın kendisini nasıl koruduğunun anlaşılması, kanserin oluşum mekanizmalarının araştırılmasından bazı tedavilerin hücreler üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına kadar modern biyolojinin pek çok alanı açısından büyük önem taşıyordu.

Sancar’ın Nobel sonrasında aldığı karar Türkiye’de ayrıca büyük yankı uyandırdı. Nobel madalyası ve sertifikasını Anıtkabir’e bağışladı. Madalya ve sertifika Anıtkabir’de sergilenmeye başladı. Bu hareketiyle Nobel başarısının yalnızca kendisine ait olmadığını, yetiştiği ülke ve aldığı eğitimin de bu başarıdaki yerini vurguladı.

Aziz Sancar’ın çalışmaları laboratuvarla sınırlı kalmadı. Eşi Gwen Sancar ile birlikte Türk ve Amerikalı öğrenciler arasındaki akademik ve kültürel ilişkileri desteklemek amacıyla Aziz & Gwen Sancar Foundation’ı kurdu. Vakıf aracılığıyla Kuzey Carolina’da Carolina Türk Evi (Carolina Türk Evi/Turkish House) oluşturuldu. Burası özellikle Türkiye’den gelen öğrencilerin ve araştırmacıların yararlanabileceği, Türk kültürünün tanıtılmasına katkıda bulunan bir merkez haline geldi.

Sancar’ın uluslararası bilim dünyasındaki konumu Nobel’den çok önce oluşmuştu. 2004 yılında ABD Ulusal Bilimler Akademisine (National Academy of Sciences) seçildi. Bu üyelik, Amerikan bilim dünyasının en önemli akademik onurlarından biri kabul edilir. 2006 yılında ise Türkiye Bilimler Akademisine (TÜBA) üye seçildi. Türkiye’de TÜBİTAK tarafından verilen bilim ödülüne de layık görüldü. Bunların yanında yıllar içerisinde DNA onarımı ve moleküler biyoloji alanındaki çalışmaları nedeniyle çeşitli bilimsel kuruluşlardan ödüller, madalyalar ve akademik onurlar aldı.

Nobel Ödülü Sancar açısından bilimsel kariyerinin sonu olmadı. University of North Carolina School of Medicine’da araştırmalarına devam etti. Çalışmalarında DNA onarımının kanser tedavileriyle ilişkisi ve sirkadiyen saatin DNA onarım süreçleri üzerindeki etkileri gibi konular önemli yer tuttu. Bu araştırmaların önemli taraflarından biri, vücudun biyolojik saatinin bazı DNA onarım mekanizmalarını etkileyebilmesi ve bunun kanser tedavilerinin zamanlaması gibi alanlarda gelecekte kullanılabilecek bilgiler sağlayabilmesidir. Sancar’ın bilimsel mirası bu nedenle yalnızca DNA kendisini nasıl tamir ediyor? sorusunun yanıtıyla sınırlı değildir. Çalışmaları, DNA hasarı, kanser biyolojisi, hücresel onarım ve biyolojik saat arasındaki ilişkilerin anlaşılmasına uzanan geniş bir araştırma alanını kapsar.

Aziz Sancar’ın yaşam öyküsünü dikkat çekici yapan şey yalnızca Nobel kazanması değildir. Savur’da başlayan bir hayatın İstanbul Üniversitesi’ne, oradan Amerika’daki laboratuvarlara ve sonunda Stockholm’deki Nobel törenine uzanmasıdır. Üstelik bu başarı bir gecede gerçekleşmedi. Sancar, Nobel’i aldığında 69 yaşındaydı. Ödülün arkasında onlarca yıl boyunca aynı bilimsel soruların peşinden gitmek, deneyler yapmak, sonuçları yayımlamak ve araştırmaya devam etmek vardı. Bugün Aziz Sancar, DNA onarımı alanının önde gelen bilim insanlarından biri olarak bilim tarihindeki yerini almış durumda. Onun hikayesinden geriye kalan en güçlü mesaj; başarı bazen tek bir büyük sıçrayış değil, yıllarca aynı hedefe doğru atılan küçük ve ısrarlı adımların toplamıdır.