Bir diziyi ikinci, üçüncü hatta beşinci kez açtığını fark ettiğinde çoğu insan bunu basit bir alışkanlık ya da arka planda dursun isteği olarak geçiştirir, oysa psikoloji bu davranışın arkasında sandığımızdan daha derin nedenler olabileceğini söyler. Çünkü insan zihni belirsizlikten yorulduğunda, sonucu zaten bildiği hikayelere sığınarak kendine güvenli bir alan yaratma eğilimi gösterir.
Yeni bir diziye başlamak, farkında olunmadan zihne küçük bir yük bindirir. Karakterleri tanımak, olay örgüsünü takip etmek, sürprizlere açık olmak ve duygusal olarak hazırlanmak gerekir, oysa daha önce izlenmiş bir dizide bu yüklerin hiçbiri yoktur ve beyin, ne olacağını bildiği için tetikte kalmak zorunda hissetmez, bu da özellikle stresli dönemlerde tanıdık sahneleri bir tür zihinsel battaniyeye dönüştürür.
Araştırmalar, tekrar izlenen dizilerin genellikle kişinin hayatında daha dengeli ya da duygusal olarak daha güvende hissettiği dönemlerle eşleştiğini gösteriyor. Beyin, o diziyi yalnızca hikayesi için değil, o dönemdeki ruh halinin izini taşıdığı için de tercih ediyor ve bu yüzden aynı sahneler her seferinde farklı ama tanıdık bir rahatlama hissi yaratıyor. Bu durum her zaman olumsuz bir işaret değildir, aksine, duygusal regülasyonun doğal bir yolu olarak kabul edilir, ancak yeni hiçbir şeye tahammül edememe, sürekli aynı içeriğe dönme ve bilinmezlikten kaçınma hali uzun süre devam ederse, bu durum zihnin kendini dış dünyadan korumak için fazlasıyla içe kapanmaya başladığını da gösterebilir.
Kısacası aynı diziyi defalarca izlemek tembellik değil, çoğu zaman zihnin; şu an sürprize ihtiyacım yok deme biçimidir. Asıl soru, o diziyi keyif için mi açtığımız, yoksa dış dünyanın karmaşasından kaçmak için mi aynı sahnelere sığındığımızdır. Çünkü bu fark, sadece izleme alışkanlığımızı değil, ruh halimizi de ele verir.