Ormanda sis henüz yere tam inmemiştir, dallar nemli bir sabahın suskunluğunu taşırken, kadim bir ağacın gövdesine yaslanmış eski bir ayna yüzyılların unutkanlığını üzerinde taşıyarak bekler ve tam o anda gökten süzülerek gelen bir Atmaca, keskin pençeleriyle yosunlu dala konup başını hafifçe yana eğerek kendi yansımasına kilitlenir işte aynalı atmaca hikayesi tam burada başlar. Atmaca, doğanın en dikkatli gözlerinden biridir göğsündeki çizgiler adeta rüzgarın yazdığı bir alfabe gibi dizilir, turuncuya çalan gözleri ise avını değil de bu kez kendi siluetini izlerken, içgüdü ile farkındalık arasındaki o ince çizgide asılı kalır ve insan ister istemez düşünür. Bir yırtıcı kuş, kendini gördüğünde ne hisseder, meydan okuma mı merak mı, yoksa tanıyamadığı bir rakibe karşı tetikte bekleyen bir savaşçı refleksi mi. Ayna, burada yalnızca camdan bir yüzey değildir o, kimliğin sert bir sınavıdır, çünkü doğada her şey başka bir şeyle tanımlanırken, atmaca ilk kez karşısında kendi bakışını bulur ve o bakış, gökyüzünün özgürlüğünü değil, iç dünyanın derinliğini gösterir. Belki de aynalı atmaca insanın hikayesidir biz de çoğu zaman dışarıdaki rakiplerle, tehditlerle fırsatlarla mücadele ettiğimizi sanırken, aslında en çetin karşılaşmayı kendi yansımamızla yaşarız ve o yansıma bazen cesaretimizi büyütürken bazen de kırılganlığımızı gözler önüne serer.
Atmaca aynaya doğru bir adım atar, kanatlarını hafifçe kabartır, tüyleri gerilir bu, bir saldırı hazırlığı gibi görünür ama aynı zamanda bir sorgulamadır çünkü aynadaki kuş geri çekilmez, kaçmaz, saldırmaz, yalnızca bakar ve bu bakışın içinde zamansız bir sessizlik vardır. İşte aynalı atmaca, gücün kendine dönüp baktığı andır hızın durduğu, pençenin beklediği, kanadın sabrettiği bir eşiktir ve bu eşikte insan kendi hayatına dair sorular sormaya başlar. Ben kimim, gerçekten kimi izliyorum, karşımdaki düşman mı yoksa büyümem gereken gölgem mi Ormanın sisleri dağılırken ayna yavaşça buğulanır, atmaca başını dikleştirir ve bir an sonra kanatlarını açarak göğe yükselir yansıma geride kalır ama o kısa karşılaşma, kuşun gözünde görünmez bir iz bırakır, tıpkı insanın kendisiyle yüzleştiği anların ruhuna kazıdığı sessiz çizgiler gibi. Aynalı atmaca bir masal değildir o, her güçlü kalbin içinde saklı duran o keskin sorudur. Kendine bakmaya cesaretin var mı.