Ayasofya’daki Kızıl Pençe Sırrı [ 24 Şubat 2026 ]


Ayasofya’daki Kızıl Pençe Sırrı

Ayasofya’nın iç mekanında, mermer kaplamaların arasında dikkatli gözlerin seçebildiği bazı derin ve düzensiz çizikler, yüzyıllar boyunca ziyaretçilerin zihninde sıradan bir yüzey aşınmasından çok daha fazlasına dönüşmüş, halk arasında şeytan pençesi olarak adlandırılan bu izler taşın üzerinde donmuş bir gerilim anı gibi yorumlanmış, sanki görünmeyen bir varlık o duvara tutunmuş ve geriye üç ya da dört keskin tırnak darbesi bırakmış gibi anlatılmıştır. Ancak bu izlerin hikayesini anlamak için önce Ayasofya’nın kendisini anlamak gerekir 537 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa ettirilen bu devasa yapı, yalnızca bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda dönemin mühendislik cesaretinin ve imparatorluk iddiasının taşlaşmış halidir ve farklı coğrafyalardan getirilen mermer bloklar, sütunlar ve kaplamalar, adeta Akdeniz dünyasının jeolojik hafızasını kubbenin altına taşımıştır.

Bu mermerlerin damar yapısı, doğal çatlakları ve yüzey dokusu, ışığın geliş açısına göre dramatik gölgeler üretir bazen bir kırık çizgi, gözün algısında bilinçaltının karanlık arşivinden bir sembole dönüşür ve insan zihni, anlam arayışının refleksiyle o çizgiyi sıradan bir aşınma olarak değil bilinmeyenin izi olarak okumaya başlar. İşte şeytan pençesi anlatısı tam da bu noktada doğar. Taşın üzerinde beliren birkaç paralel çizik, zamanla metafizik bir hikayenin taşıyıcısı haline gelir. Halk arasında anlatılan rivayetlerden birine göre, Ayasofya inşa edilirken yapının kutsiyetine karşı koymak isteyen karanlık bir varlık içeri girmeye çalışmış, ancak ilahi bir güç tarafından engellenmiş ve geri çekilirken mermer duvara pençelerini geçirerek iz bırakmıştır başka bir anlatı ise bu izleri, yapının kutsallığını test eden görünmez bir sınavın hatırası olarak yorumlar. Bu hikayeler tarihsel belgelerle desteklenmese de, İstanbul’un sözlü kültüründe ve mistik atmosferinde canlı kalmış, taşın üzerindeki birkaç çizik, zamanla anlatıların omurgasına dönüşmüştür.

Bilimsel ve mimari açıdan bakıldığında ise bu izlerin doğaüstü bir kaynağa işaret ettiğine dair herhangi bir veri bulunmamaktadır mermer, her ne kadar sert ve dayanıklı bir malzeme olarak bilinse de, yüzyıllar boyunca nem değişimleri, sıcaklık farkları, deprem titreşimleri ve insan teması nedeniyle mikro çatlaklar oluşturabilir, ayrıca ziyaretçilerin bilinçli ya da bilinçsiz kazımaları, metal objelerin sürtünmesi ya da geçmiş restorasyon süreçlerinde yapılan müdahaleler yüzeyde derin çizikler bırakabilir. Özellikle kalabalık dönemlerde duvarlara dokunma, sürtünme ya da küçük hatıra kazımaları, zaman içinde belirginleşerek dramatik şekiller alabilir. Ayasofya’nın tarihi boyunca kilise, cami ve müze kimlikleri arasında geçiş yapmış olması, yapının hem fiziksel hem sembolik katmanlarını artırmış, her dönem kendi inanç ve anlatı dünyasını bu mekana yansıtmış böylece yapı yalnızca mimari bir anıt değil, kolektif bilinçte yaşayan bir organizmaya dönüşmüştür bu nedenle duvardaki bir iz, sıradan bir yüzey hasarından ziyade, kutsal ile bilinmeyen arasındaki gerilimin sembolü olarak okunmuştur.

İnsan zihni, açıklayamadığı şeyi adlandırarak kontrol etmeye çalışır; şeytan pençesi ifadesi de tam olarak bu psikolojik ihtiyacın ürünüdür, çünkü isim verildiği anda belirsizlik bir hikayeye dönüşür ve hikaye korkuyu yönetilebilir kılar. Oysa belki de o izler, herhangi bir karanlık varlığın değil zamanın kendisinin tırnak izleridir on beş asır boyunca kubbenin altında yankılanan duaların, ayak seslerinin, yangınların, depremlerin ve restorasyonların taş üzerindeki sessiz kaydıdır. Ayasofya’nın duvarındaki bu çizikler, bize iki şeyi aynı anda hatırlatır. Birincisi, insanın bilinmeyene anlam yükleme eğilimini ikincisi ise tarihin, en güçlü imzasını bazen en küçük detaylarda bıraktığını. Çünkü büyük kubbeler, ihtişamlı mozaikler ve devasa sütunlar göz alıcıdır, fakat zamanın gerçek izi çoğu zaman bir mermer yüzeydeki birkaç santimetrelik çizgide saklıdır orada, taşın üzerinde, hem efsane hem gerçek yan yana durur ve ziyaretçiye şu soruyu fısıldar.

Gördüğün şey gerçekten bir pençe mi, yoksa geçmişin sana bıraktığı sessiz bir hatıra mı.