Güneydoğu Anadolu’nun kurak tepeleri arasında yükselen ve uzun süre sıradan bir höyük gibi görünen Göbekli Tepe, 1990’lı yıllarda yapılan arkeolojik kazılarla birlikte yalnızca Türkiye’nin değil, bütün insanlık tarihinin en önemli keşiflerinden biri olarak kabul edilmeye başlanmış, çünkü burada ortaya çıkarılan dev taş sütunlar ve dairesel tapınak düzeni, insanlığın yerleşik hayata geçmeden önce bu kadar karmaşık mimari yapılar inşa edemeyeceği yönündeki bütün klasik tarih anlayışını kökten sarsmıştır. Yaklaşık 12 bin yıl öncesine tarihlenen Göbekli Tepe yapıları, henüz tarımın yeni ortaya çıktığı, insanların çoğunlukla avcı-toplayıcı topluluklar halinde yaşadığı bir dönemde inşa edilmiş olmasına rağmen, şaşırtıcı derecede planlı ve simetrik bir mimari düzen göstermektedir çünkü kazılarda ortaya çıkarılan taş halkalar incelendiğinde her bir yapının merkezinde iki büyük T biçimli sütun bulunduğu ve bu sütunların etrafında daha küçük taşların dairesel biçimde yerleştirildiği görülür, bu durum ise yapının rastgele oluşturulmuş bir alan değil, aksine önceden tasarlanmış bir mimari plana göre inşa edildiğini açıkça göstermektedir.
Bu sütunların en dikkat çekici özelliklerinden biri ise yalnızca boyutları değil üzerlerindeki kabartmalardır bazıları 5 metreyi aşan ve yaklaşık 15-20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen bu dev taş blokların üzerinde yılanlar, tilkiler, akbabalar, aslanlar ve çeşitli vahşi hayvan figürleri ustalıkla işlenmiş olup, bu figürlerin yalnızca dekoratif bir amaç taşımadığı, aynı zamanda dönemin insanlarının dünya görüşünü ve sembolik düşünce sistemini yansıtan bir anlatı dili oluşturduğu düşünülmektedir. Göbekli Tepe’nin mimari sırrını daha da ilginç hale getiren nokta ise bu dev taşların taşındığı ve yerleştirildiği yöntemdir çünkü arkeologlar bölgede henüz metal aletlerin kullanılmadığı bir dönemde bu kadar büyük taş blokların nasıl kesildiği, nasıl taşındığı ve nasıl dikildiği sorusuna kesin bir cevap bulamamışlardır, zira en yakın taş ocaklarının bile yüzlerce metre uzaklıkta olduğu ve bu dev blokların taşınabilmesi için ciddi bir insan gücü organizasyonu gerektiği açıktır.
Bazı araştırmacılar Göbekli Tepe’nin aslında yalnızca bir tapınak alanı olmadığını, aynı zamanda insanların bir araya geldiği büyük bir ritüel merkezi olabileceğini düşünmektedir çünkü burada yaşayan kalıcı bir yerleşime dair izler oldukça sınırlı olmasına rağmen, devasa mimari düzen ve sembolik hayvan figürleri insanların belirli zamanlarda burada toplanarak dini veya sosyal törenler gerçekleştirdiğini düşündürmektedir. Göbekli Tepe’nin en şaşırtıcı yönlerinden biri ise bu dev yapıların binlerce yıl sonra bilinçli bir şekilde toprakla doldurulmuş olmasıdır, çünkü kazı alanında ortaya çıkan dolgu katmanları incelendiğinde bu alanın doğal süreçlerle değil, insan eliyle kapatıldığı anlaşılmıştır bu durum da araştırmacılar arasında farklı teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuş, bazıları bu yapıların kutsal olduğu için korunmak amacıyla gömüldüğünü düşünürken, bazıları ise değişen inanç sistemleri nedeniyle eski ritüel merkezlerinin bilinçli olarak terk edilip kapatıldığını öne sürmüştür.
Bugün Göbekli Tepe yalnızca bir arkeolojik alan değil, aynı zamanda insanlık tarihine dair temel soruları yeniden düşünmemize neden olan bir keşif olarak görülmektedir çünkü burada ortaya çıkan mimari düzen, sembolik sanat ve toplumsal organizasyon izleri, insanların düşündüğümüzden çok daha erken dönemlerde karmaşık kültürel ve dini sistemler kurabildiğini gösterirken, aynı zamanda uygarlığın doğuşu hakkında hala çözülmemiş büyük bir bilmecenin varlığını da gözler önüne sermektedir.