Bugün birçok insan gördüğü rüyaların yalnızca bilinçaltının bir yansıması olduğunu düşünürken, Antik Mısır'da yaşayan insanlar için rüyalar çok daha farklı bir anlam taşıyordu. Yaklaşık dört bin yıl önce Nil Nehri kıyılarında kurulan bu büyük uygarlık, rüyaların tanrıların insanlarla iletişim kurduğu en önemli yollardan biri olduğuna inanıyordu. Bu nedenle sıradan bir gece uykusunda görülen semboller bile bazen bir savaşın kaderini bir firavunun kararını ya da büyük bir yolculuğun başlangıcını etkileyebilecek kadar önemli kabul ediliyordu Antik Mısır'da rüyalar yalnızca kişisel deneyimler olarak görülmüyordu. Rahipler ve kahinler, bazı rüyaların ilahi mesajlar içerdiğine yaklaşan olaylar hakkında uyarılar taşıdığına veya tanrıların insanlara yol göstermeye çalıştığına inanıyordu. Bu nedenle önemli kişiler gördükleri dikkat çekici rüyaları unutmak yerine ayrıntılarıyla kaydetmeye ve tapınak rahiplerine anlatmaya özen gösteriyordu.
Bugün bu inancın en önemli kanıtlarından biri, arkeologların Chester Beatty Rüya Papirüsü olarak adlandırdığı antik metindir. Yaklaşık MÖ 13 yüzyıla tarihlenen bu papirüs, günümüze ulaşan en eski rüya yorum kitaplarından biri olarak kabul edilmektedir. Papirüste yüzlerce farklı rüya örneği yer almakta ve her birinin ardından bu rüyanın iyi ya da kötü olarak değerlendirildiği belirtilmektedir. Ardından görülen sembolün ne anlama gelebileceğine dair kısa açıklamalar verilmektedir. Örneğin papirüste temiz su görmek, bolluk ve huzurla ilişkilendirilirken bulanık ya da kirli su bazı durumlarda zorlukların habercisi olarak yorumlanıyordu. Aynı şekilde yüksek bir yere çıkmak başarıya işaret edebilirken, düşmek veya dengesini kaybetmek yaklaşan sıkıntılarla ilişkilendirilebiliyordu. Ancak bu yorumlar her zaman tek başına değerlendirilmiyor, kişinin sosyal konumu, gördüğü diğer semboller ve rüyanın bütünlüğü de dikkate alınıyordu.
Antik Mısır'da bazı insanlar yalnızca rüya görmek amacıyla tapınaklara gidiyordu. Günümüzde araştırmacılar bu uygulamayı rüya inkübasyonu olarak adlandırmaktadır. İnanca göre kişi belirli arınma ritüellerini yerine getirdikten sonra kutsal kabul edilen bir tapınakta geceyi geçiriyor gördüğü rüyaların ertesi gün rahipler tarafından yorumlanmasını bekliyordu. Amaç, tanrılardan doğrudan bir işaret veya cevap almaktı. Bu uygulamanın özellikle bazı büyük tapınaklarda gerçekleştirildiğine dair tarihsel kanıtlar bulunmaktadır. Rüyaların yorumlanmasında semboller büyük önem taşıyordu. Yılan, şahin, timsah, güneş, ay, lotus çiçeği, Nil Nehri ve çeşitli hayvanlar yalnızca doğal varlıklar olarak görülmüyor, aynı zamanda belirli tanrılarla ve kutsal kavramlarla ilişkilendiriliyordu. Bu nedenle aynı sembol, farklı bağlamlarda farklı anlamlar taşıyabiliyordu. Bir şahin yalnızca bir kuş değil, gökyüzünün ve krallığın koruyucusu olarak görülen Horus'u temsil edebiliyordu. Lotus çiçeği ise yeniden doğuş ve yaşamın yenilenmesiyle ilişkilendiriliyordu.
Firavunların gördüğü rüyalar ise sıradan insanların rüyalarından çok daha önemli kabul ediliyordu. Devlet yönetimini ilgilendirecek kararlar alınmadan önce görülen bazı rüyaların kayda geçirildiği ve rahipler tarafından yorumlandığı düşünülmektedir. Her ne kadar tüm ayrıntılar günümüze ulaşmamış olsa da, yazılı belgeler rüyaların saray çevresinde de ciddiyetle ele alındığını göstermektedir. Antik Mısırlılar kötü rüyaların etkisini azaltmak için çeşitli koruyucu uygulamalara da başvuruyordu. Bazı muskalar taşınıyor, tanrılara adaklar sunuluyor ve koruyucu dualar okunuyordu. Amaç, rüyada görülen olumsuz işaretlerin gerçek hayata yansımasını engellemekti. Bu uygulamalar, dönemin dinî inanç sistemiyle yakından bağlantılıydı.
Modern araştırmacılar, Antik Mısır'daki rüya yorumlarının yalnızca batıl inançlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda toplumun sembolik düşünme biçimini yansıttığını belirtmektedir. Rüyalar aracılığıyla insanlar korkularını, umutlarını ve geleceğe dair beklentilerini anlamlandırmaya çalışıyordu Bu yönüyle rüya yorumları, hem dini hem de kültürel yaşamın önemli bir parçası haline gelmişti. Bugün psikoloji rüyaları daha çok beynin çalışma biçimi ve bilinçaltı süreçleri üzerinden açıklamaya çalışırken, Antik Mısır insanı aynı görüntülere bambaşka bir gözle bakıyordu. Onlar için gecenin sessizliğinde görülen her sembol, tanrıların fısıldadığı bir mesaj olabilirdi. Belki de bu yüzden binlerce yıl önce yazılan rüya papirüsleri hala araştırılıyor, çünkü insanlığın geleceği anlamaya yönelik en eski arayışlarından biri, geceleri görülen gizemli görüntülerde saklıydı.