Çift başlı kartal sembolü, antik dünyanın en güçlü ve en yanlış anlaşılan işaretlerinden biri olarak, yalnızca estetik ya da görsel bir tercih değil, insanın evreni iki katmanlı algılayışının, görünen ile görünmeyen arasındaki gerilimi yönetme arzusunun ve hakimiyet fikrini tek bir yöne değil, iki ayrı gerçekliğe aynı anda yayma çabasının simgesel ifadesidir; çünkü bu sembol, gücün tek bir bakış açısından değil, karşıt yönleri aynı anda görebilme yetisinden doğduğunu anlatır. Antik çağlarda çift başlı hayvanlar, özellikle kartal, aslan ya da ejderha formunda karşımıza çıkar ve bu hayvanların seçimi tesadüfi değildir; kartal göğü ve ilahi düzeni, aslan yeryüzü ve fiziksel gücü, ejderha ise sınırları aşan kozmik enerjiyi temsil ederken, iki başlı olmaları bu güçlerin tek bir bedende ama iki ayrı bilinçle taşındığını ima eder, yani sembol bize bir bütünlüğü değil, kontrollü bir ikiliği anlatır.
Bu ikilik çoğu zaman doğu–batı, geçmiş–gelecek, yaşam–ölüm, ruh–madde ya da kutsal–dünyevi karşıtlıkları üzerinden okunur; ancak sembolün asıl gücü, bu karşıtlıkların çatışmasını değil, aynı merkezden yönetilmesini göstermesidir, çünkü çift başlı figürlerde beden tektir, kalp birdir, ama bakışlar farklı yönlere çevrilmiştir ve bu durum, hakimiyetin bölünmediğini, aksine derinleştiğini vurgular. Birçok kadim uygarlık için bu sembol, sıradan insanın taşıyabileceği bir işaret değildir; genellikle krallara, imparatorlara, kutsal mekanlara ya da sınır bölgelerine yerleştirilir, çünkü çift başlı kartal, yalnızca gücü temsil etmez, aynı zamanda eşik bilincini simgeler, yani geçiş noktalarında, iki dünya arasında duran, hem koruyan hem de denetleyen bir varlık olarak algılanır.
Bu nedenle çift başlı hayvan figürü, bir savaş simgesinden çok, bir denge ve gözetim sembolüdür; bir baş tehditleri dışarıdan izlerken, diğer baş iç düzeni kontrol eder, biri geleceğe bakarken diğeri geçmişi unutmamayı sağlar ve bu ikili bakış, yöneticinin ya da kutsal otoritenin körleşmemesi için gerekli görülen metaforik bir uyarı niteliği taşır. Ruhsal düzlemde ise çift başlı hayvan, insanın kendi içindeki ikiliği yönetme becerisini temsil eder; akıl ile sezgi, korku ile cesaret, arzu ile bilgelik aynı bedende var olurken, hangisinin hakim olacağı değil, nasıl birlikte var olacağı asıl meseledir ve bu sembol, bastırılan tarafın değil, tanınan ve dengelenen tarafın güç ürettiğini anlatır.
Modern gözle bakıldığında bu sembol bazen aşırı güç, bazen tahakküm ya da kontrol saplantısı olarak yorumlansa da, antik dünyada asıl vurgu zorbalık değil, çok katmanlı farkındalık üzerinedir; çünkü tek yöne bakan bir iktidar körleşir, tek gerçeğe tutunan bir bilinç kırılganlaşır ve çift başlı hayvan, tam da bu tehlikeye karşı geliştirilmiş sembolik bir bilinç kalkanıdır. Sonuç olarak çift başlı hayvanlar, iki dünya arasında kalmış bir varlığın değil, iki dünyayı aynı anda taşıyabilen bir gücün ifadesidir; onlar bölünmüşlüğü değil, eş zamanlı hakimiyeti, çatışmayı değil, dengeyi, tek sesliliği değil, derinlikli bir çokluğu temsil eder ve bu yüzden antik sembolizmde en yüksek otoriteye en yakın işaretlerden biri olarak kabul edilir, çünkü gerçek güç, yalnızca ileri bakabilmekte değil, arkayı da unutmadan yürüyebilmekte gizlidir.