Anadolu adının kökeni, dilbilimsel ve tarihsel açıdan incelendiğinde, Antik Yunanca Anatolē (Ἀνατολή) kelimesine dayandığı ve bu kelimenin temel anlamının güneşin doğduğu yer ya da daha geniş anlamıyla doğu olduğu görülmektedir. Bu etimoloji, başta Herodot ve Strabon gibi antik dönem yazarlarının eserlerinde yer alan coğrafi tanımlamalarla da örtüşmekte olup, özellikle Geographika gibi kaynaklarda doğu yönünün, güneşin doğuşuyla özdeşleştirilerek kavramsallaştırıldığı açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla Anatolē terimi yalnızca bir yön bildirmekle kalmayıp aynı zamanda antik dünyanın kozmolojik algısında doğunun, yani ışığın ve başlangıcın temsilcisi olarak düşünülmesinin de dilsel bir yansımasıdır.
Antik Yunan dünyasında coğrafi adlandırmaların büyük ölçüde merkez-perifer ilişkisine göre şekillendiği bilinmektedir. Bu bağlamda Ege Denizi’nin batısında yer alan Yunan ana karası ve adalar, kendilerini referans noktası kabul ederken, doğuda kalan geniş kara parçasını Anatolē olarak adlandırmışlardır ve bu kullanım, özellikle Bizans İmparatorluğu döneminde idari bir terim haline gelerek Anatolikon Thema gibi askeri-idari bölge adlarında resmiyet kazanmıştır. Bu durum, kelimenin sadece halk arasında kullanılan bir yön tanımından çıkıp, devlet organizasyonu içinde yer bulan kurumsal bir kavrama dönüştüğünü göstermesi açısından önemlidir.
Roma ve Bizans dönemlerinde Latinceye Anatolia şeklinde geçen bu terim, Orta Çağ boyunca hem Batı hem de Doğu kaynaklarında kullanılmaya devam etmiş, özellikle coğrafi eserlerde Asya’nın batı uzantısını ifade eden teknik bir terim haline gelmiştir. Nitekim modern akademik literatürde de Anatolia terimi, arkeoloji, tarih ve antropoloji gibi disiplinlerde standart bir coğrafi tanım olarak kullanılmakta ve bu kullanım, Tarih ve Arkeoloji alanlarında yapılan kazı ve araştırmalarla sürekli olarak desteklenmektedir.
Türklerin 11. yüzyıldan itibaren bu coğrafyaya yerleşmesiyle birlikte, özellikle Malazgirt Meydan Muharebesi sonrasında, bölgenin adı Türkçeye Anadolu şeklinde uyarlanmış ve fonetik olarak Türk dil yapısına uygun hale getirilmiştir. Bu süreç, dilbilimsel açıdan bir ödünçleme (loanword adaptation) örneği olarak değerlendirilmekte olup, kelimenin hem ses hem de kullanım bakımından yerelleşmesini ifade etmektedir ve bu durum, Selçuklu Devleti ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde resmi ve günlük dilde yaygınlaşarak kalıcı hale gelmiştir.
Anadolu ismi, yalnızca bir coğrafi bölgeyi tanımlayan basit bir adlandırma değil, antik dünyanın yön algısından başlayarak Bizans idari sistemine, oradan da Türk-İslam medeniyetinin dilsel ve kültürel dönüşümüne uzanan çok katmanlı bir tarihsel sürecin ürünü olarak değerlendirilmelidir. Bu isim, bir yandan güneşin doğuşunu ve başlangıcı simgeleyen kozmolojik bir anlam taşırken, diğer yandan Asya ile Avrupa arasında köprü görevi gören bu toprakların, tarih boyunca farklı medeniyetlerin kesişim noktası olmasının dildeki kalıcı bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.