İnsan, yüzyıllar boyunca düşüncelerinin, tercihlerin ve bakış açısının çevresindeki insanlarla şekillendiğine inanarak yaşadı aile, arkadaşlar, toplum ve kültür, zihnin sınırlarını çizen görünür etkenlerdi, fakat bugün fark edilmeden sahneye çıkan yeni bir güç var ve bu güç ne konuşur, ne tartışır, ne de seni ikna etmeye çalışır sadece sana neyi, ne zaman ve nasıl göreceğini gösterir algoritmalar. Algoritmaların en tehlikeli yanı, seni yönlendirdiklerini hissettirmemeleridir, çünkü sana bir fikir sunmazlar, onun yerine sana zaten varmış gibi görünen bir gerçeklik inşa ederler ve bu gerçeklik o kadar akıcı, o kadar doğal ve o kadar senin seçimlerinmiş gibi görünür ki, insan çoğu zaman kendi zihninin içinde dolaştığını sanırken aslında önceden düzenlenmiş bir koridorda yürüdüğünü fark etmez.
Bir videoyu neden izlediğini, bir haberi neden ciddiye aldığını, bir fikre neden daha yakın hissettiğini düşündüğünde, çoğu zaman bunun kendi tercihin olduğunu zannedersin oysa arka planda çalışan görünmez bir sistem, geçmiş davranışlarını, duraksadığın saniyeleri, beğendiğin içerikleri ve hatta okumadan geçtiğin başlıkları analiz ederek sana özel bir dünya kurar ve bu dünya, dışarıdan bakıldığında sonsuz seçenekler sunuyormuş gibi görünse de aslında dikkatlice filtrelenmiş bir gerçekliktir. İnsan zihni boşluk sevmez, gördüğü şeyleri anlamlandırmak ister ve tekrar eden içerikleri zamanla doğru kabul etmeye başlar algoritmalar tam da bu noktada devreye girer ve sana sürekli benzer düşünceleri, benzer duyguları ve benzer bakış açılarını göstererek farkında olmadan zihninde bir normal tanımı oluşturur, böylece sen artık sadece düşünmezsin sana gösterilenler üzerinden düşünmeye başlarsın.
Belki de en sarsıcı olan şudur. Algoritmalar sana ne düşüneceğini söylemez, çünkü buna ihtiyaçları yoktur sadece neyi göreceğini belirlerler ve insan zihni gördüğü şeylerden kaçamaz, çünkü gördüğün her şey zamanla düşüncelerinin hammaddesine dönüşür ve bu süreç o kadar sessiz ilerler ki, bir gün dönüp baktığında kendi fikirlerinin bile sana ait olup olmadığını sorgulamaya başlarsın. Bu durum, klasik manipülasyondan çok daha derin ve çok daha karmaşık bir yapı taşır, çünkü burada bir manipülatör yoktur, sana doğrudan yön veren bir kişi yoktur, sadece veriler vardır matematiksel hesaplamalar vardır ve bu hesaplamalar senin dikkatini en uzun süre tutacak, seni en çok etkileyecek ve seni en fazla içeride tutacak şekilde çalışır yani mesele doğru ya da yanlış değildir, mesele seni içeride tutacak en etkili gerçekliğin oluşturulmasıdır.
İnsanlar eskiden fikirlerini tartışarak değiştirirdi, şimdi ise fikirler, tartışılmadan, fark edilmeden, yavaş yavaş şekillenir çünkü algoritmalar sana karşı çıkmaz, seni zorlamaz, seni rahatsız etmez aksine seni onaylar, seni anlar gibi görünür ve seni kendi düşünce döngünün içinde daha da derine çeker, böylece sen özgür olduğunu düşünürken aslında kendi zihninin yankı odasında dolaşmaya başlarsın. Ve belki de en kritik soru tam burada ortaya çıkar. Eğer gördüğün her şey seçilmişse, eğer karşına çıkan her içerik bir hesaplamanın sonucuysa ve eğer sen sadece sana sunulan seçenekler arasında seçim yapıyorsan gerçekten özgür müsün, yoksa sadece sana izin verilen gerçekliğin içinde mi yaşıyorsun. Çünkü bazen en güçlü kontrol, sana kontrol edildiğini hissettirmeyen kontroldür.