Gaslighting, bir insanın kendi hafızasından, sezgilerinden ve gerçeklik algısından sistematik biçimde şüphe etmesini sağlama sürecidir öyle bir süreçtir ki mağdur çoğu zaman manipüle edildiğini fark etmez, aksine kendisinin abarttığını, yanlış hatırladığını ya da fazla hassas davrandığını düşünmeye başlar ve tam da bu noktada manipülatörün kurduğu görünmez zemin güç kazanır. Gaslighting’in en tehlikeli tarafı açık bir saldırı içermemesidir bağırmak, tehdit etmek ya da doğrudan inkar etmek yerine, küçük cümlelerle, hafif dokunuşlarla, masum görünen düzeltmelerle başlar. Ben öyle demedim, Yanlış hatırlıyorsun, Her şeyi çarpıtıyorsun, Çok alıngansın gibi ifadeler ilk bakışta sıradan görünebilir, fakat tekrarlandıkça kişinin zihninde ince bir çatlak oluşturur ve bu çatlak zamanla gerçeklik algısının kaymasına yol açar.
Manipülatör burada yalnızca bir olayın içeriğini değiştirmez olayın hatırlanma biçimini ve anlamını dönüştürür. Kişi yaşadığı duygunun haklılığını sorgulamaya başladığında, manipülasyonun ilk aşaması tamamlanmış olur. Çünkü artık mesele olay değildir mesele kişinin kendi algısına duyduğu güvenin zedelenmesidir. Gaslighting çoğunlukla üç temel mekanizma üzerinden ilerler inkar, küçümseme ve tersine çevirme. Önce yaşanan şey inkar edilir; Öyle bir şey olmadı. Sonra duygu küçümsenir. Buna mı takıldın gerçekten. Son aşamada ise suç yer değiştirir Asıl sorun senin sürekli büyütmen. Bu döngü tekrarlandıkça kişi kendini savunmaktan yorulur, hatta bir süre sonra savunmaya değer bir şey olmadığına inanır.
Algı kaydırma sürecinde manipülatör sıklıkla mağduru yalnızlaştırır çünkü dış bir bakış açısı gerçeği hatırlatabilir. Kimse seni böyle anlamaz, Herkes senin zor biri olduğunu düşünüyor gibi cümlelerle sosyal destek alanı daraltılır ve kişi kendi iç sesinden bile uzaklaşmaya başlar. İşte bu noktada gaslighting yalnızca psikolojik bir baskı değil, kimlik erozyonuna dönüşür. Zihinsel olarak bu süreç, kişinin bilişsel çelişki yaşamasına neden olur bir yanda hissettiği gerçeklik, diğer yanda karşısındaki kişinin ısrarla sunduğu alternatif gerçeklik vardır. İnsan beyni sürekli çatışma durumunu sevmez denge arar. Ve çoğu zaman dengeyi sağlamak için Belki de ben yanılıyorum düşüncesine sığınır. Bu sığınma hali ise manipülatörün en güçlü kazanımıdır.
Gaslighting’in ince anatomisi, görünmezlik üzerine kuruludur dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür, hatta manipülatör çoğu zaman makul, mantıklı ve sakin bir profil çizer. Oysa perde arkasında sistematik bir gerçeklik aşındırma süreci işler. Mağdurun zihni, adeta yavaş yavaş sisle kaplanır hatıralar bulanıklaşır, sezgiler bastırılır ve kişi kendi iç pusulasını kaybeder. Bu manipülasyon biçiminin en sarsıcı sonucu, kişinin kendine olan güveninin kırılmasıdır. Çünkü insan dünyaya önce kendi algısıyla tutunur gördüğüne, duyduğuna ve hissettiğine güvenemez hale geldiğinde içsel temeli sarsılır. İşte gaslighting tam olarak bu temele yönelir.
Fakat bu döngü kırılabilir. Algı kaydırmanın panzehiri, farkındalık ve kayıtlı gerçekliktir yaşananları yazmak, somutlaştırmak, güvenilir bir üçüncü gözle paylaşmak ve en önemlisi sezgilere yeniden alan açmak. Manipülatörün en büyük korkusu, mağdurun kendi iç sesini yeniden duymasıdır. Çünkü kişi Ben bunu yaşadım ve böyle hissettim dediği anda algı kaydırma zinciri zayıflamaya başlar. Gaslighting bir anda başlamaz küçük inkarlarla, hafif düzeltmelerle, şaka yapmıştım'larla ilerler. Ama bir gün kişi aynaya baktığında kendi kararlarına güvenemediğini fark ederse, işte o zaman mesele bir tartışma değil, zihinsel bir işgaldir.
Ve unutulmamalıdır ki gerçeklik, başkasının onayına bağlı değildir.
Gerçeklik, senin deneyimindir.
Onu inkar eden değil, onu çarpıtan tehlikelidir.