Akvaryumdaki balığın özgürlük arayışı, çoğu zaman dışarıdan bakanın sandığından daha karmaşıktır; camın ardında yüzüp dururken denizi hayal ettiğini varsayarız ama belki de balık için özgürlük, sınırların kalkması değil, sınırların farkına varmadan yaşayabilmektir. Cam, onun için bir engel değil, dünyanın sonudur; ötesini bilmediği için eksikliğini de tam olarak hissedemez ve bu yüzden özgürlük, balığın zihninde kaçılması gereken bir durumdan çok, içinde hareket edebildiği alanın genişliğiyle ölçülür.
Balık camı çarptığında değil, camın varlığını fark ettiğinde başlar asıl sorun; çünkü farkındalık, her zaman huzur getirmez, bazen yetinmeyi bozar. Akvaryumun güvenli düzeni, düzenli yem saati, tanıdık köşeler bir konfor alanı yaratır ama aynı zamanda hareketin anlamını daraltır; balık yüzebilir ama yolculuk edemez, dönebilir ama uzaklaşamaz. Özgürlük burada kaçmak değil, aynı daire içinde kaç kez dönüldüğünü fark etmektir.
İnsanın balıkla kurduğu bu benzerlik rahatsız edicidir. Çünkü çoğu insan da akvaryumunu kırmak istemez, sadece biraz daha büyük bir cam ister. Alışkanlıklar, roller, güvenli seçimler birer görünmez duvar gibi çevremizi sarar ve biz çoğu zaman bunu özgürlük sanırız; ta ki bir gün camın dışındaki ışığı fark edene kadar. O anda özgürlük, artık romantik bir hayal değil, bedeli olan bir ihtimale dönüşür.
Belki de akvaryumdaki balığın özgürlük anlayışı bize şunu söyler: özgürlük her zaman dışarı çıkmak değildir, bazen içinde bulunduğun sınırları gerçekten görmek ve buna rağmen hareket etmeyi seçmektir. Cam kırılabilir ama kırıldığında su da dağılır; işte bu yüzden özgürlük cesaret kadar sorumluluk da ister. Balık yüzmeye devam eder, insan düşünmeye… ve ikisi de kendi camının kalınlığını, ancak fark etmeye başladığında ölçebilir.