Cumhuriyet Türkiye’sinde adabı muaşeret kuralları, görgü anlayışının modernleşme, eşitlik ve kamusal yaşamla yeniden tanımlanmasıyla şekillenmiştir; amaç yalnızca nezaket öğretmek değil, bireyin toplum içindeki yerini çağdaş, ölçülü ve saygılı bir çerçevede kurmaktır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, özellikle kamusal alanlarda eşitlik ve resmiyet öne çıkarılmıştır; hitaplarda “bey–hanım” kullanımı yaygınlaşmış, unvan ve ayrıcalık dili geri plana itilmiş, selamlaşma ve konuşmada sade ama saygılı bir ton benimsenmiştir. Kadın–erkek ilişkilerinde yan yana ama ölçülü duruş teşvik edilmiş, toplu taşıma, sokak, resmi daire ve davetlerde ortak kurallar vurgulanmıştır.
Kamusal alan görgüsü; yeni toplum anlayışının temel taşıdır; sıraya girme, yüksek sesle konuşmama, başkalarının alanına saygı, ortak mekânlarda temizliğe özen gibi davranışlar “medenî vatandaş” idealinin parçası olarak öğretilmiştir. Bu anlayış, okul müfredatlarından basılı görgü kitaplarına kadar sistemli biçimde yayılmıştır.
Sofra adabı; Cumhuriyet’le birlikte ev içinden çıkarak sosyal hayata taşınmıştır; çatal–bıçak kullanımı, masada konuşma sırası, ev sahibine ve misafire düşen roller netleştirilmiş, yemek davetleri sosyal uyumun bir göstergesi hâline gelmiştir. İsraf etmemek, başkasını rahatsız etmemek ve sofrayı paylaşmak temel ilkeler arasındadır.
Giyim-kuşam; bireysel özgürlüğü korurken toplumsal uyumu gözeten bir çizgiye oturtulmuştur; temiz, sade ve ortama uygun giyinmek bir görgü meselesi sayılmış, aşırılık ya da gösterişten kaçınmak erdem olarak görülmüştür.
Konuşma adabı: Söz kesmemek, karşıdakini dinlerken göz teması kurmak, alaycı ya da küçümseyici bir üsluptan kaçınmak ve özellikle topluluk içinde fikir beyan ederken ölçülü bir dil kullanmak, Cumhuriyet’in “fikri hür ama saygılı birey” idealinin temel davranış kodları arasında görülmüştür.
Zaman kavramı: Randevuya zamanında gitmek, bekletmemek ve gecikilecekse haber vermek, sadece kişisel disiplin değil, başkasının hayatına duyulan saygının göstergesi olarak kabul edilmiştir; dakiklik, Batılılaşmanın en somut gündelik karşılıklarından biridir.
Misafirlik ve ev adabı: Habersiz ziyaretten kaçınmak, misafirlikte ev sahibinin düzenine uyum sağlamak, evden ayrılırken makul bir süreyi aşmamak ve misafirliğin karşılıklı bir nezaket ilişkisi olduğunu unutmamak, Cumhuriyet dönemi görgü kitaplarında sıkça vurgulanan kurallardandır.
Resmi daire davranışı: Devlet kurumlarında yüksek sesle konuşmamak, görevlilere hitapta saygılı ama mesafeli olmak, kişisel yakınlık ya da ayrıcalık talep etmemek, “eşit yurttaşlık” anlayışının günlük hayattaki pratiği olarak görülmüştür.
Toplu taşıma ve kamusal mekanlar: Yaşlılara, kadınlara ve çocuklara yer vermek, kalabalık alanlarda başkalarını itmemek, kişisel eşyayla alan işgal etmemek ve ortak alanın kimseye ait olmadığı bilinciyle hareket etmek, Cumhuriyet görgüsünün temel taşlarındandır.
Eleştiri ve itiraz biçimi: Bir fikre katılmamak doğal kabul edilmiş, ancak bunu bağırarak, hakaret ederek ya da kişiselleştirerek yapmak görgüsüzlük sayılmıştır; itirazın sakin, gerekçeli ve muhatabı incitmeden yapılması esas alınmıştır.
Mahremiyet anlayışı: Başkasının özel hayatına dair sorular sormamak, aile içi meseleleri kamusal alana taşımamak ve dedikoduya mesafe koymak, modern toplumun ahlaki sınırları içinde değerlendirilmiştir.
Yardımlaşma biçimi: Yardım ederken karşı tarafı küçük düşürmemek, bunu bir gösteriye dönüştürmemek ve yardımı sessizce yapmak, Cumhuriyet ahlakında “onur koruyucu” bir davranış olarak öne çıkar.
Tüm bu kurallar bir araya geldiğinde, Cumhuriyet dönemi adabı muaşeretinin yalnızca nezaket öğretmediği, aynı zamanda eşitlik, kamusal bilinç ve karşılıklı saygı üzerine kurulu bir toplumsal karakter inşa etmeyi hedeflediği açıkça görülür; yani görgü, bu dönemde bireyin başkalarıyla kurduğu ilişkinin ahlaki çerçevesi hâline gelmiştir.