İnsan Olarak Yaşadığına, Sonra Göğün En Gizemli Meleklerinden Birine Dönüştüğüne İnanılan Varlık.
Bir zamanlar yeryüzünde insan olarak yaşadığı, ardından göğe yükseltilerek melekler arasında olağanüstü bir makama ulaştığı anlatılan gizemli bir varlık düşünün. Bazı eski dini metinlere göre o, göksel sırları bilen, insanların davranışlarını kaydeden ve ilahi huzura yaklaşmasına izin verilen seçkin bir melekti. Hatta bir anlatıda, onu gören din aliminin gökte iki ayrı ilahi güç bulunduğunu düşünmesine neden olacak kadar yüksek bir konumdaydı. Bu gizemli varlığın adı Metatron. Metatron, günümüzde ezoterik öğretilerde mistik anlatılarda ve popüler kültürde sıkça karşımıza çıkıyor. Ancak onun hikayesi modern çağın hayal gücünden doğmuş değil Kökenleri, Yahudi dini literatürüne ve yüzyıllar boyunca gelişen mistik geleneklere uzanıyor. Babil Talmudu, 3.
Hanok Kitabı ve Kabala geleneği, Metatron hakkında bilgi edinmemizi sağlayan başlıca kaynaklar arasında yer alıyor. Peki Metatron gerçekten kimdi? Neden bazı metinlerde insanlıktan meleklik makamına yükseldiği anlatılıyordu? Ve en önemlisi, kendisine neden Tanrı'nın adıyla bağlantılı son derece sıra dışı unvanlar verilmişti. Metatron'un hikayesini anlamak için öncelikle onun adının hangi dini kaynaklarda geçtiğine bakmak gerekiyor. Metatron ismi Tevrat'ın bilinen metninde açıkça yer almıyor. Ancak Yahudi dini düşüncesinin önemli eserlerinden Babil Talmudu'nda bu isimle karşılaşıyoruz. Özellikle Sanhedrin 38b bölümünde, Metatron'un göksel konumuna ilişkin dikkat çekici bir tartışma bulunuyor. Bu anlatıda Rav İdit adlı bir din alimi, kutsal metinlerde sözü edilen ve Tanrı'nın adını taşıdığı belirtilen melek hakkındaki ifadeleri Metatron ile ilişkilendiriyor. Tartışmanın merkezinde ise önemli bir soru bulunuyor. Tanrı'nın adını taşıyan bir melek, ilahi bir varlık olarak kabul edilebilir mi? Verilen cevap Yahudi tektanrıcılığının temel anlayışını koruyor. Metatron ne kadar yüksek bir konuma sahip olursa olsun, Tanrı'nın yerine geçemez ve kendisine ibadet edilemez.
Bu ayrıntı oldukça önemli. Çünkü günümüzde Metatron hakkında anlatılan bazı hikayelerde onun neredeyse Tanrı'ya eşit bir varlık olduğu ileri sürülüyor. Oysa Talmud'daki tartışma, böyle bir düşünceyi onaylamaktan çok reddetmeye yöneliktir. Metatron'un asıl gizemli hikayesi ise 3. Hanok adıyla bilinen mistik eserde karşımıza çıkıyor. İbranice Hanok Kitabı olarak da adlandırılan bu eser, Yahudi mistisizminin Hekhalot geleneğiyle bağlantılıdır. Metnin oluşum tarihi konusunda farklı akademik değerlendirmeler bulunmakla birlikte eser geç antik çağ ve erken Orta Çağ Yahudi mistisizminin önemli kaynaklarından biri kabul edilir. Kitapta Rabbi İsmail'in göksel aleme yaptığı mistik yolculuk anlatılır. Göksel saraylardan geçen Rabbi İsmail, olağanüstü varlıklarla karşılaşır ve sonunda Metatron adlı melekle görüşür. İşte anlatının en şaşırtıcı bölümü burada başlar.
Metatron, bir zamanlar yeryüzünde insan olarak yaşadığını açıklar. Onun önceki kimliği, tufandan önce yaşamış olan Hanok'tur. Hanok Tevrat'ın Yaratılış Kitabı'nda adı geçen eski bir dini şahsiyettir. Yaratılış 5:21-24 bölümünde Hanok'un Tanrı ile yürüdüğü ve ardından Tanrı tarafından alındığı anlatılır. Ancak bu ayetlerde Hanok'un Metatron adlı bir meleğe dönüştüğü söylenmez. Bu dönüşüm hikayesi daha sonraki Yahudi mistik geleneğinde ayrıntılı biçimde geliştirilmiştir. Hanok kitabına göre Hanok göğe yükseltilir, olağanüstü bir değişim geçirir ve melekler arasında yüksek bir konuma ulaşır. Metinde onun görkemli bir göksel varlığa dönüştürülmesi, kendisine özel görevler verilmesi ve diğer meleklerden farklı bir makama yerleştirilmesi anlatılır. Böylece sıradan bir insanın göksel düzene katılması fikri, Metatron anlatısının merkezine yerleşir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Hanok'un Metatron'a dönüştüğü düşüncesi, bütün Yahudi dini geleneklerinde aynı biçimde kabul edilmiş bir inanç değildir. Bu anlatı özellikle belirli mistik metinlerde öne çıkar.
Metatron hakkında en ilginç olaylardan biri ise Babil Talmudu'nun Hagiga 15a bölümünde yer alıyor. Bu bölümde Elişa ben Avuya adlı bir din aliminin yaşadığı mistik deneyim anlatılır. Elişa, göksel alemde Metatron'u otururken görür. Bu görüntü karşısında şaşkınlığa düşer. Çünkü anlatının dini düşünce dünyasında, göksel huzurda oturmak olağan bir ayrıcalık değildir. Metatron'a ise İsrail'in erdemli davranışlarını kaydetmesi için oturma izni verilmiştir. Elişa, gördüğü manzarayı yanlış yorumlayarak gökte iki ayrı ilahi otorite bulunabileceğini düşünür. Ancak anlatının devamında bu düşünce reddedilir. Metatron'un cezalandırılması, onun bağımsız bir tanrısal güç olmadığını göstermek amacı taşır. Bu olay Metatron'un neden böylesine tartışmalı bir figür olduğunu anlamak açısından önemlidir Bir yandan son derece yüksek bir göksel makama sahip olduğu anlatılırken diğer yandan onun Tanrı ile eşit görülmesinin önüne geçilmeye çalışılır. Metatron'un bir başka özelliği de göksel yazıcı olarak tanımlanmasıdır.
Eski Yahudi mistik geleneğinde insanların davranışlarının kaydedilmesi, ilahi adalet ve hesap verme düşüncesiyle ilişkilendirilir Metatron da bazı anlatılarda bu kayıt görevini yerine getiren varlık olarak karşımıza çıkar. Hanok'un daha eski Yahudi apokaliptik metinlerinde yazıcılıkla ilişkilendirilmesi, Metatron ile Hanok arasındaki bağlantının gelişmesine katkıda bulunmuş olabilir. Ancak Metatron'un bütün insanların kaderini tek başına belirlediği veya evreni yönettiği gibi günümüzde dolaşan iddialar, erken dini kaynakların doğrudan ortaya koyduğu bilgiler değildir. Metatron'un hikayesindeki belki de en şaşırtıcı ayrıntı, bazı mistik metinlerde kendisine verilen unvanlarla ilgilidir. Hanok kitabında Metatron için kullanılan unvanlardan biri, genellikle Küçük YHWH şeklinde çevrilir YHWH, İbranice kutsal metinlerde Tanrı'nın özel adını temsil eden dört harfli ifadedir. Bu unvan ilk bakışta Metatron'un Tanrı ile eşit görüldüğü izlenimini verebilir. Ancak metnin kendi dini bağlamında mesele bundan daha karmaşıktır. Unvan, Metatron'un kendisine verilen göksel yetki ve ilahi adla kurulan sembolik ilişki üzerinden açıklanır.
Bu nedenle Metatron'un Tanrı olduğu sonucuna varmak doğru değildir. Yahudi tektanrıcılığı, Tanrı ile yaratılmış varlıklar arasındaki temel ayrımı korur. Metatron'un sonraki Kabala geleneğinde de önemli bir yere sahip olması, onun etrafındaki mistik düşüncelerin zaman içerisinde genişlediğini gösteriyor. Bazı Kabalistik metinlerde Metatron, göksel alemler ve ilahi düzenle bağlantılı yüksek bir melek olarak ele alınır. Bununla birlikte Kabala tek bir kitap veya bütün mensupları aynı düşünceleri paylaşan değişmez bir sistem değildir. Bu nedenle Metatron'un konumu farklı eserlerde değişiklik gösterebilir. Peki Metatron'un İslam diniyle herhangi bir bağlantısı bulunuyor mu? Bu soru özellikle Hanok ile Hz. İdris arasındaki ilişki nedeniyle önem kazanıyor. Kur'an-ı Kerim'de Metatron ismi geçmez İslam'ın temel kaynaklarında Metatron adıyla tanımlanmış ve kabul edilmiş bir melek bulunmaz. Buna karşılık Yahudi geleneğindeki Hanok, bazı İslami tarih ve tefsir geleneklerinde Hz. İdris ile özdeşleştirilmiştir. Kur'an'ın Meryem suresinin 56 ve 57. ayetlerinde Hz İdris'ten söz edilir. Onun doğru sözlü bir peygamber olduğu ve yüce bir makama yükseltildiği bildirilir.
Bu anlatı, Hanok'un Tanrı tarafından alınmasıyla ilgili Tevrat ifadesiyle karşılaştırılmıştır. Ancak iki metin arasında benzerlik bulunması Hz. İdris'in Metatron'a dönüştüğü anlamına gelmez. Kur'an'da böyle bir dönüşüm anlatılmadığı gibi Metatron ile Hz. İdris'in aynı varlık olduğu yönünde açık bir ifade de bulunmaz. Bu bağlantı, farklı dini geleneklerdeki Hanok ve İdris anlatılarının karşılaştırılmasıyla ortaya çıkan bir yorum alanıdır. Metatron hakkında günümüzde karşılaşılan başka bir konu ise Metatron Küpü olarak adlandırılan geometrik şekildir. Birbirine bağlanan daireler ve çizgilerden oluşan bu sembol, modern ezoterik çevrelerde kutsal geometriyle ilişkilendirilir Ancak günümüzde kullanılan Metatron Küpü'nün Babil Talmudu'nda veya 3. Hanok kitabında aynı ad ve biçimle anlatıldığını söylemek için güvenilir tarihsel kanıt bulunmuyor. Bu nedenle eski dini metinlerdeki Metatron ile modern spiritüel sembollerin birbirinden ayrılması gerekiyor.
Metatron'un isminin kökeni bile araştırmacılar arasında kesin biçimde çözülebilmiş değildir. Adın Yunanca veya Latince kökenli olabileceğine ilişkin farklı açıklamalar ileri sürülmüş, ancak bütün araştırmacıların üzerinde uzlaştığı tek bir etimoloji ortaya konulamamıştır. Bütün bu bilgiler bir araya getirildiğinde Metatron'un yalnızca gizemli bir melek anlatısından ibaret olmadığı görülüyor Onun hikayesi, eski Yahudi toplumlarının göksel düzeni nasıl tasavvur ettiğini, meleklerin görevlerini nasıl açıkladığını ve insanın ilahi alemle ilişkisini nasıl yorumladığını anlamak için önemli ipuçları taşıyor. Bir insanın göğe yükseltilmesi, göksel yazıcıya dönüşmesi ilahi huzurda ayrıcalıklı bir makam elde etmesi ve buna rağmen Tanrı'dan kesin biçimde ayrı tutulması, Metatron anlatısını dinler tarihinin dikkat çekici konularından biri haline getiriyor. Bugün Metatron'un gerçekten var olduğuna ilişkin bilimsel bir kanıt bulunmuyor. Ancak onun hakkında yazılmış tarihsel dini metinlerin varlığı tartışmasızdır. Belki de Metatron hikayesinin en ilginç tarafı burada saklıdır Yüzyıllar önce kaleme alınan bu anlatılar, insanlığın gökyüzünün ötesinde ne bulunduğunu ölümden sonra ne yaşandığını ve insanın ilahi olana ne kadar yaklaşabileceğini sorguladığını gösteriyor.
Metatron'un kim olduğu sorusu, inanç ve mistik gelenekler içerisinde farklı cevaplar bulabilir. Fakat tarihsel açıdan kesin olan bir gerçek var. Adı yüzyıllardır dini metinlerde yaşayan bu gizemli figür, bugün bile araştırmacıların incelemeye devam ettiği önemli bir konudur.