Zebrayı andıran çizgili bacakları, koyu kahverengi gövdesi ve zürafaya benzeyen baş yapısıyla okapi, hayvanlar aleminin en sıra dışı memelilerinden biridir. İlk bakışta zebra ile antilop arasında bir canlı gibi görünse de okapi, aslında zürafanın yaşayan en yakın akrabasıdır. Bilimsel adı Okapia johnstoni olan bu hayvan, zürafagiller familyasının günümüzde yaşayan iki türünden birini oluşturur. Zürafaların aksine uzun bir boyna sahip değildir ve açık savanlarda değil, Afrika'nın yoğun tropikal ormanlarında yaşar. Kendine özgü görünümü ve insanlardan uzak yaşam biçimi nedeniyle orman zürafası olarak da adlandırılan okapi, doğanın en dikkat çekici evrimsel örneklerinden biridir.
Okapinin doğal yaşam alanı, Afrika'nın orta kesiminde bulunan Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin tropikal yağmur ormanlarıdır. Tür, özellikle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri Ormanı ile ilişkilendirilir. Yoğun bitki örtüsü, yüksek nem oranı ve geniş ormanlık alanlar, okapinin yaşamını sürdürebilmesi için uygun koşullar oluşturur. Yetişkin bir okapinin omuz yüksekliği yaklaşık 1,5 metreye, vücut uzunluğu ise 2 metreyi aşabilir. Ağırlığı genellikle 200 ile 350 kilogram arasında değişir. Dişiler çoğunlukla erkeklerden biraz daha büyük olabilir. Koyu kahverengi ve kadifemsi görünümlü kürkü, ormanın gölgeli ortamında çevresiyle uyum sağlamasına yardımcı olur. Bacaklarında ve arka kısmında bulunan siyah beyaz çizgilerin ise yoğun bitki örtüsü arasında kamuflaj sağlamaya ve yavruların annelerini takip etmesine yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
Okapinin bilim dünyasında tanınma hikayesi de görünümü kadar ilginçtir. Kongo bölgesinde yaşayan yerli topluluklar bu hayvanı çok eski dönemlerden beri tanıyordu. Ancak Avrupalı doğa bilimciler, okapinin varlığını 19. yüzyılın sonlarına kadar ayrıntılı biçimde belgeleyememişti. Bölgede yaşayan insanların aktardığı bilgiler, araştırmacıların dikkatini çekti. İngiliz sömürge yöneticisi Harry Johnston'ın girişimleri sonucunda elde edilen deri ve kafatası örnekleri, hayvanın bilimsel olarak incelenmesini sağladı. Okapi, 1901 yılında bilimsel literatürde tanımlandı. İlk incelemelerde zebra benzeri çizgileri nedeniyle atgillerle ilişkili olabileceği düşünülse de anatomik özellikleri, zürafagiller familyasına ait olduğunu ortaya koydu. Bu gelişme, Afrika'nın yoğun ormanlarında bilimsel olarak henüz tanımlanmamış büyük memelilerin bulunabileceğini gösteren dikkat çekici olaylardan biri olarak tarihe geçti.
Okapinin en önemli özelliklerinden biri, yaklaşık 30 santimetre uzunluğa ulaşabilen koyu renkli ve son derece hareketli dilidir. Zürafalarda olduğu gibi kavramaya uygun yapıdaki bu dil, ağaç dallarındaki yaprakların ve tomurcukların toplanmasını kolaylaştırır. Okapiler otçul hayvanlardır ve çoğunlukla yapraklar, genç sürgünler, tomurcuklar, eğrelti otları ve çeşitli bitkisel materyallerle beslenir. Orman içerisinde farklı bitki türlerinden yararlanabilmeleri, beslenme açısından önemli bir avantaj sağlar. Uzun dilleri sayesinde ulaşılması güç yaprakları kavrayabilir ve ağızlarına çekebilirler. Okapilerin mineral ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bazı doğal kil ve mineral kaynaklarından yararlandıkları da gözlemlenmiştir. Beslenme sırasında orman içerisinde dolaşmaları, bitkilerle sürekli etkileşim halinde olmalarını sağlar.
Okapiler genellikle yalnız yaşayan ve oldukça çekingen davranışlar sergileyen hayvanlardır. Yoğun orman ortamında birbirlerini görmeleri her zaman kolay olmadığından koku ve ses yoluyla iletişim kurarlar. Ayaklarında bulunan koku bezleri sayesinde dolaştıkları alanlarda iz bırakabilirler. Ayrıca insanların işitemeyeceği kadar düşük frekanslı sesler çıkarabildikleri bilinmektedir. Bu seslerin özellikle anne ile yavru arasındaki iletişimde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Okapilerin işitme duyuları oldukça gelişmiştir ve büyük kulakları çevredeki sesleri algılamalarına yardımcı olur. Erkek okapilerin başlarında, zürafalardakine benzeyen ve ossikon adı verilen kısa, deriyle kaplı kemiksi çıkıntılar bulunur. Dişilerde ise bu yapılar genellikle gelişmemiştir.
Okapilerin üreme özellikleri de dikkat çekicidir. Gebelik süreleri yaklaşık 14 ile 15 ay arasında değişir ve dişiler genellikle tek bir yavru dünyaya getirir. Yeni doğan yavrular, yaşamlarının ilk dönemlerinde yoğun bitki örtüsü arasında gizlenerek zamanlarının büyük bölümünü hareketsiz geçirir. Bu davranış, yırtıcı hayvanlar tarafından fark edilme riskini azaltmaya yardımcı olur. Okapi yavrularının doğumdan sonraki ilk haftalarda dışkılama sıklığının oldukça düşük olması da dikkat çekici bir özelliktir. Bu durumun, yavrunun bulunduğu yerin kokuyla tespit edilmesini zorlaştırabileceği düşünülmektedir. Anneler yavrularını düzenli olarak emzirir ve korur. Doğal yaşam alanlarında okapilerin karşılaşabileceği yırtıcılar arasında leoparlar bulunur. Özellikle yavrular, yırtıcılara karşı daha savunmasızdır.
Okapi, günümüzde nesli tehlike altında bulunan hayvan türleri arasında yer almaktadır. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği tarafından tehlikede kategorisinde değerlendirilen türün karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar, yaşam alanlarının kaybı, ormansızlaşma, kaçak avcılık ve bölgesel silahlı çatışmalardır. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde madencilik faaliyetleri, tarım alanlarının genişlemesi ve ormanların parçalanması, okapilerin doğal yaşam alanlarını olumsuz etkileyebilir. Türün korunması amacıyla oluşturulan Okapi Yaban Hayatı Koruma Alanı, 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Ancak koruma alanlarının varlığı tek başına yeterli değildir. Bölgedeki güvenlik sorunları ve yasa dışı faaliyetler, koruma çalışmalarını zorlaştırmaktadır. Okapilerin doğal ortamlarında gözlemlenmesinin güç olması, popülasyonlarının kesin büyüklüğünü belirlemeyi de zorlaştırır.
Okapi, milyonlarca yıllık evrimsel geçmişin günümüze ulaşan dikkat çekici temsilcilerinden biridir. Zebra desenlerini andıran bacakları, zürafalarla paylaştığı anatomik özellikleri ve yoğun ormanlara uyum sağlamış yaşam biçimi, onu diğer büyük memelilerden ayırır. Bilimsel olarak tanımlanmasından çok önce yerel topluluklar tarafından bilinen bu hayvan, doğa hakkındaki bilgilerin yalnızca modern araştırmalarla sınırlı olmadığını da hatırlatır. Günümüzde okapinin korunması, yalnızca tek bir türün geleceği açısından değil, Kongo Havzası'nın biyolojik çeşitliliğinin devamlılığı açısından da önem taşımaktadır. Afrika'nın tropikal ormanlarında sessizce yaşamını sürdüren okapi, doğanın henüz tüm ayrıntılarıyla keşfedilememiş zenginliğini temsil eden en etkileyici canlılardan biri olmayı sürdürüyor.